Güvenlik uzmanı Ağar, Cerablus harekatını değerlendirdi
Güvenlik uzmanı emekli özel harpçi Abdullah Ağar, “Türkiye artık terör örgütleri ve bunların arkasına saklanmış iradeler üzerinden bir varlık-yokluk savaşı veriyor. Ve bugün bunun merkez üssünü ‘operatif olarak küçük, ama kamu diplomasisi, anlam ve etkisiyle stratejik-bekasal’ Cerablus harekatı üstleniyor” dedi.
Ağar, TSK’nın her türlü desteği verdiği ÖSO’nun operasyonunun 10’uncu gününde olduğunu hatırlatarak, “Operasyon yapılan alanın Türkiye’nin hemen karşısında kalan Cerablus-Azez hattı ve ilgili sınır ötesi derinlik olduğu biliniyor. Harekatın öncelikli hedefinin bu alanda sınır güvenliğinin sağlanması ve terörist unsurlardan temizlenmesi olduğu da. Resmi açıklamalar da zaten bunu ifade ve teyit ediyor. Olaya müdahil bazı ülkelerin dozajı biraz yüksek ve üslubu biraz sert bazı açıklamalarına ve kaygı (!) ifadelerine rağmen yapılan bu harekat uluslararası hukuka uygun ve karşılıklı kontrol ve koordinasyona bağlı gidiyordu.
’Gidiyordu...’ diyorum. Çünkü sahada ortaya çıkan fiili durum ve ortaya çıkabilecek olası gelişmeler harekatın kapsam alan ve anlamını bir anda değiştiriverdi. Ve bütün bu yaşananlar ’öteleyip durduğumuz’ büyük gerçekle yüzleşivermemizin temel gerekçesi oldu” ifadesini kullandı.
Konunun sadece IŞİD tehdidi olmadığını vurgulayan Ağar, şunları vurguladı:
“Hatta çok daha güçlü bir şekilde ve bir kez daha KCK-PKK namluları, hem de bu kez doğrusal bir etkiyle Suriye’de ‘YPG üzerinden’ üzerimize döndü ve etki üretmeye başladı. Hem de Batı menşeili yığınak ve sofistike silah sistemleri üzerinden. Şu ana kadar 3 tankımız bu saldırılardan etkilendi, birini IŞİD diğer ikisini PKK-YPG vurdu, şu günler durağanlık söz konusu olsa bile çatışmalar yaşandı, çatışma potansiyeli artarak devam ediyor, zamanla yarışan harekat ABD merkezli diplomasiyle baskılanıyor ve YPG bölgeye durmaksızın yığınak yapıyor. Bu arada IŞİD sızma ve bombalı araçlarla etki üretmeye ve alanda tutunmaya çalışırken, PKK-YPG Fırat’ın doğusundan yığınak yapmaya, IŞİD’in boşalttığı alanları ÖSO’dan önce ele geçirmeye, Cerablus’un güney ve güneybatısında ve Sacu (Sacur) suyunun altında pozisyon almaya ve Menbiç’te kalıcılık sağlamaya çalışıyor.
Bu arada ortaya çıkan/çıkması istenen durağanlıkta Türkiye’nin refleksleri ve kararlılığı test ediliyor. Aslına bakarsanız Menbiç’te ortaya çıkan ve değiştirilmek istenmeyen durum, bir reel politik olarak Türkiye’ye dayatılıyor.”
Durumla ilgili bambaşka bir mücadele ve bir başka zamanla yarışın ise Mare’nin altında yaşandığını kaydeden Ağar, şunları kaydetti:
“Orada, Mare’nin güneyinden Bab’a giden mihverde çok önemli bir gelişme var. Geçmişte ele geçirdiği Afrin bölgesinden hareketlenen PKK-YPG üniteleri Mare’nin güneyinden Bab’a doğru ilerlemeye çalışıyor. IŞİD bu saldırıları durduruyor, bir de üstüne ‘sahadan gelen bilgilere göre’ iki köyü PKK’dan geri alıyor. Bu sayede IŞİD de Bab’ı (Kapı) merkez aldığı Menbiç cebinde bir varlık-kararlılık ve etki üretmeye çalışıyor.
Afrin ve Ayn el Arap (Kobani) kantonlarını Cerablus-Azez hattından birleştiremeyen PKK, yine IŞİD’i gerekçe göstererek etki üretmeye, birleşmesi hedeflenen çok parçalı kukla devletçiği bütünleştirmeye, artık bunu Menbiç-Bab ve Mare güneyinden gerçekleştirmeye, bu hedefinde stabilizasyon-kalıcılık sağlamaya ve Menbiç cebinin Rakka ve Halep koridorlarıyla bağlantısını kesmeye çalışıyor.
Burada, bu tehdidin en önemli muhatabı IŞİD ve muhalifler gibi gözükse de asıl tehdit altında kalanın Türkiye ve Suriye merkezi hükümeti olduğu görmek gerekiyor. Suriye’nin toprak bütünlüğünün bu hat tamamlandığında bir daha onarılamayacak şekilde yaralanacağı biliniyor. Türkiye açısından ise inisiyatiflerinin tamamına yakını köreliyor, başta Arap dünyası olmak üzere bütün Ortadoğu ile bağı tamamen kesiliyor. Arkasına ABD ve Batı desteği almış PKK ise, sadece Türkiye’nin Ortadoğu’yla bağını değil, Suriye başta bütün Ortadoğu’nun da bağını Türkiye ve ötesi ile kesmeye çalışıyor. Buna Rusya dahil.
Yapılandırılmış amorf kuklalar, melez yapılar, vekalet örgütleri ’Şebeke Merkezli-Etki Odaklı Doğrusal ve Asimetrik Operasyonlar üzerinden’ hibrit (karma-melez) terör üretiyor, darbeler yapıyor, birbirlerine gerekçe ve fayda üreten bileşik ve ardışık operasyonlar yapıyor, kukla terör devletleri oluşuyor, devletler ve medeniyetler birbirinden koparılıyor, Düşmanlık alana yakın zamana ve geleceğe tamamen yayılıyor.
Mayın tarlaları yerine geçen beton duvar (T-Wall) ve hendek sınır uygulamaları terör devletçiklerine evriliyor.”
“Ve biz hala PKK üzerinden yapılanın; enerji transferi merkezli kukla terör devleti kurulumu olduğunu zannediyoruz” uyarısında bulunan Ağar, “Zamanın ve medeniyetlerin kırıldığı bu adı konmamış savaşı, bu tali bir hedefle tanımlamaya çalışıyoruz. Aynı hortumuna elleyip fili anlatmaya çalışmak gibi.
Artık Menbiç cebi başka türlü kaynıyor, harekat ise uzuyor ve evriliyor.
IŞİD açısından ise konu ve alan bambaşka bir öneme sahip.
Bu, buraya sığmayacak kadar çok parametreyi içinde barındırsa da ‘sonraki yazının konusu bu olacak’ kısaca şunu belirtelim: IŞİD bu alanda bir kıyamet savaşı olacağına/yapacağına inanıyor ve buna hazırlanıyor.
IŞİD’in Irak Felluce hezimeti sonrası gücünün büyük bir kısmını El bu Kemal sınır bölgesi üzerinden Deyrezzur-Rakka ve Menbiç cebine kaydırdığı biliniyor. Bizi ilgilendiren Menbiç cebinde Bab onlar için en önemli yer. En az 3 kampları var. Bununla birlikte bölgeye hakim Ahtarin’de (Mare-Dabık doğusu, Çobanbey güneybatısı), Savran’da (Mare kuzeyi-Dabık kuzeybatısı) ve Sufyan’da güçleri, Kubbesi’nde (Qabasin) bilinen en büyük yığınakları var.
İlginç bir şekilde ‘kıyamet savaşının yapılacağına inandıkları’ sembol yer olan Dabık’ı koruma altına almış gibiler” değerlendirmesini yaptı.
Ağar konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Menbiç cebinde ortaya çıkan bütün bu pozisyonlar bizim bir büyük gerçekle yüzleşmemize neden oluyor. Ve bu gerçek yıllardır mücadele ettiğimiz terörün yeni bir boyutuna ve evresine işaret ediyor. 32 yıllık PKK terörünün üstüne, IŞİD terörü, FETÖ darbe girişimi, darbe girişimi sonrası ortaya çıkan bileşik terör, etnik mezhebi ve meşrepsel fay hatlarını hedef alan asimetrik ve doğrusal hibrit (karma-melez) saldırılar ve şimdiki haliyle Cerablus’ta hem IŞİD hem de YPG ile yaşadığımız şarjlar. Ve bütün bunların uluslararası ayakları ile bağlantıları. Ve aldıkları diplomatik destek.
Türkiye artık terör örgütleri ve bunların arkasına saklanmış iradeler üzerinden bir varlık-yokluk savaşı veriyor. Ve bugün bunun merkez üssünü ‘operatif olarak küçük, ama kamu diplomasisi, anlam ve etkisiyle stratejik-bekasal’ Cerablus harekatı üstleniyor.
Artık ABD başta Batı’nın tavır ve uygulamaları nedeniyle öteleyip durduğumuz en büyük sorunla Suriye’de yüzleşiyoruz.
IŞİD’in Musul’u ele geçirmesiyle ortaya çıkan gerçek sadece IŞİD’le ilgili yeni evreyi başlatmadı. Irak ordu ve federal polis güçleri (6 tümen) ile bölgede konuşlu Peşmerge tugaylarının (yaklaşık 2 tugay) alanı boşaltması ve bu alanın bir kısmını PKK’nın kurnazca doldurmasıyla IŞİD’le eş güdüm içinde yeni bir KCK-PKK evresi başladı. Sincar’da (Şengal) bir Batı aparatı olarak varlık-etki-güç ve inisiyatif üretmeye başlayan PKK-YPG, sonrasında 820 kilometrelik Suriye sınır boyunda ve derinliğinde bizim ve bölgenin geleceğine bir tehdit ekseni oluşturdu ve şimdilerde bunu geliştirmenin peşine düştü.
Tabiri caizse PKK, aynı bir gulyabani gibi IŞİD yalanının rahminde yeniden doğdu, alanı ve demografik kitleyi etki altına alarak hormonlu bir şekilde büyüdü. Tabii bunu PKK tek başına ve kendi yapmadı. Son saha verileriyle ÖSO 50 civarında köyü IŞİD ve PKK’dan almış durumda. Bunların 20-25 kadarı IŞİD’den, 25-30 kadarı PKK’dan. Bu arada kaptırılan ve geri alınanlar da mevcut. İki köyü YPG-PKK 4 köyü de IŞİD, ÖSO’dan geri almış. Bunlardan Ağbar civarında olan ikisini ÖSO sonra geri almış. Bu veriler sahada neler olduğuna dair anlam üretiyor. Cerablus tarafında gelişen pozisyondan sonra harekatın ağırlık merkezinin Elbeyli-Çobanbey’e (Rai) döneceği gözüküyor. Bundan sonraki süreçte Rai’den (Çoban) Azez’e, Cerablus’a ve güneydeki Bab-Menbiç cebi derinliğine harekatın nasıl ilerlediğini, hep birlikte göreceğiz.
Ayn el Arap (Kobani) - Afrin hattının birleşip birleşmediğini de...
Sorunun sadece bu 90 kilometrede değil, diğer 820 kilometre ve derinliğinde olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu sorunun nasıl çözüleceğini de. IŞİD ve PKK’nın kendi aralarındaki etki-denge-gerekçe mücadelesi ile Türkiye’ye karşı ürettikleri bileşik-ardışık terörde bundan sonra ne olacak? Türkiye’nin PKK ve IŞİD ile Suriye’de girdiği mücadelede Suriye merkezi hükümeti-İran-Rusya ekseni ile ABD-İngiltere-Fransa ekseni, gölge güç İsrail, Suudi Arabistan ve Katar nasıl pozisyon alacak? Arıkovanı stratejisinin etki ve sonuçlarını ‘kanlı kaftanın içinden’ izlemeye başlayabilirsiniz. Kime yazacağını da.”


Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
İlgili Haberler



sanalbasin.com üyesidir




Haberi Oku