ÖZEL HABER:
Ulu Hakan, AbdülHamit Han'ın Çileli Yaşamı
 Sultan Abdülhamit Han’la ilgili yazmaya çalıştığım; bu yazı dizimde ancak onun hayatından minik özetleri dile getirebildim. O farklı bir sultan. O farklı ve çok akıllı bir devlet adamı. O sabırlı, bilinçli hareket eden biri. Birilerinin dediği gibi o ilerlemekte olan, büyük bir imparatorluğun başına geçmedi, o yıkılmakta olan kaoslarla dolu, kargaşanın had safhada olduğu, insanların birbirine güvenmediği, hünkârlarını beğenmeyip yerlerinden ettiği, yabancıların etkisi altında kalınarak yaşandığı, savaşların var olduğu yâda hemen olacağı ani ve iyi kararların alınması gerektiği, hazinenin tüketilmiş halinde israftan kaçınarak hatta cimrilikle idare edilmesi gereken bir dönemde Padişah oldu. Etrafındaki yakınlarının düşmanlığını ile sarsıldı. Onun hayatında rakamlı günlerin önemi büyük oldu. İlki 93 harbiyldi sonrasında 31 Mart olaylarını yaşadı ve bunun gibi bir çok olaylara şahit oldu… Süikasttan kurtuldu. Yanındakilerin onu arkasından bıçaklamaya kalkmalarını fark etti. Hak etmediği halde sürgüne gönderildi. Yine hak etmediği halde soğukta bir mangal başında ısınmaya çalışırken zattürreden vefat etti.

Bir gerçek varki, onu anlamak gerekirmiş? O anlaşılmamış.
Onu anlamak için çok araştırmak gerekiyor. Ben onu anlamaya devam edeceğim. Onunla ilgili yine bulacağım enteresan bilgiler içeren yazılar olursa köşelerimde sizlerle paylaşacağım…  
 
Yazımı sonlandırmadan onunla ilgi Titanik ve mavi elmas üçgeninde geçen bir olayı, bir sırrı anlatmak istiyorum…
 
Bir başka tarih adamının hayatından yine böyle anlatarak, aktararak, hatırlatarak aklımızın bilgi kütüphanesine biriktirmek üzere bir araya gelinceye kadar sağlıcakla kalınız…
 
Nazan Şara Şatana
 
 
 
II. Abdülhamit Hanın eşi Seniha Zılli Sultan pek çok Kâçâr Prensesi gibi at sporunu seviyor, üstelikte ata Amazon kadınları gibi yan oturarak biniyordu.
1912 yılında talihsiz bir kaza sonucu attan düşünce saray ve aile doktoru olan Besim Ömer Paşa acilen saraya çağırıldı.
O sırada Besim Ömer Paşa New York da Uluslararası bir Tıp Kongresine katılmak için yola çıkmak üzereydi. Kaza haberini faytonda yola çıktığı sırada almış, oldukça da keyfi kaçmıştı. Az sonra Cherbourga’a giden Doğu ekspresine binecek sonrada New York’a giden Titanik gemisine yetişecekti. Gemide oldukça lüks bir kamara ayırtmış üstelikte bavulları çoktan trene yüklenmişti.
Bu Dr. Besim Ömer Paşanın dört gözle beklediği bir seyahatti. Acele bir şekilde Sultanın yaralarını sardı, gerekli tedaviyi yapıp yapılacakları yanındaki görevlilere anlatarak hızla saraydan ayrılıp paytonuna bindi. Nedense kader bir anlamda onun trene binmesini engelliyordu. Gara girmesine az bir yol kalmıştı ki köprüye ulaştığında köprü bir geminin geçmesi için yavaş yavaş açılmaya başladı. Artık trene yetişmesi imkânsızdı. Günlerdir hayalini kurduğu bu seyahat saniyeler farkı ile elinden uçup gitmişti. Ama asıl sorun bavullarının kendi olmadan yolculuğa çıkmasıydı.
Bavullarından birinde Sultan II. Abdülhamit Hana ait olan değerine paha biçilemeyen mavi bir elmas vardı ki bu elmasın lanetli olduğu söyleniyordu.
II. Abdülhamit Han bir bakıma hem bu elmastan kurtulmak istiyor hem de bu kadar değerli bir elmasın Amerika’da daha güvende olacağını düşünüyordu.
Bu elmas hakkında pek çok rivayetler vardı.
Özetle bu güne kadar kim bu elmasa sahip olmuşsa mutlaka ona uğursuzluk getirmişti.
Onun için Sultan bu elması kendisinden uzakta tutmak istiyordu.
Doktor Besim Ömer Paşa çok kızgındı. Elinden çok büyük bir fırsat kaçıp gitmişti.
Bu seyahat onun hayatının dönüm noktası olacaktı.
Titanik gemisinin ilk yolcusu olma şerefine nail olacaktı. Ta ki Titanik Gemisinin battığı haberi İstanbul’a ulaşıncaya kadar kızgınlığı geçmedi. Ondan sonraki günlerde bu aileye olan sadakati sonsuz bir şekilde devam etti ve her an Sultanın yanında oldu.(alıntı)
 
 
·        
II. Abdülhamid
D. 22 Eylül - 1842 – ö. 10 Şubat 1918
 
Sultan Abdülmecid'in oğludur. Henüz 10 yaşındayken annesi Tirimüjgan Sultan ölünce, bakımını Abdülmecid'in diğer çocuksuz eşi
Piristû Kadın Efendi üstlendi. Piristû Kadın Efendi, Abdülhamid'i kendi çocuğu gibi büyüttü.
Babasının ölümünden sonra yerine geçen amcası
Abdülaziz diğer şehzadelerle birlikte Abdülhamid'in eğitimiyle de yakından ilgilendi.
1867 yılında çıktığı Avrupa gezisine Abdülhamid'i de beraberinde götürdü.
Amcası Abdülaziz'in 1876'da tahttan indirilmesi ve şüpheli koşullarda ölümü, ağabeyi V. Murat'ın tahta geçirildikten üç ay sonra ruhsal çöküntü geçirdiği iddiasıyla tahttan indirilerek
Çırağan Sarayı'na hapsedilmesi olaylarına tanık oldu.
 
31 Ağustos 1876'da padişah ilan edildi ve 7 Eylül günü
Eyüp'te kılıç kuşandı.
http://tr.wikipedia.org/wiki/II._Abd%C3%BClhamid - cite_note-2Ağabeyinin yerine tahta geçirildikten sonra, her iki saltanat değişiminin mimarı olan
Mithat Paşa'yı sadrazam yaptı.
33 yıl padişahlık yaptıktan sonra 27 Nisan 1909'da tahttan indirildi.
3 yıl Selanik'teki Alatini Köşkü'nde ev hapsinde tutulduktan sonra 1912'de İstanbul'daki
Beylerbeyi Sarayı'na getirildi.
10 Şubat 1918'de İstanbul'da vefat etti.
Mezarı, büyük babası için Divanyolu'nda yaptırılmış Sultan
II. Mahmut Türbesi'nde bulunmaktadır.
 
Abdülhamid tahta çıktığında Osmanlı İmparatorluğu büyük bir bunalım içindeydi. 1871'de Âli Paşa'nın ölümünden sonra saray ile Bâb-ı Âli arasındaki çekişme alevlenmiş, 1875'te devlet borçlarını ödeyemez hale düşerek Muharrem Kararnamesi ile moratoryum(borç erteleme) ilan etmiş, Rusya'nın başını çektiği Panslavizm akımının etkisiyle
Balkanlar'da ulusal ayaklanmalar baş göstermişti.
Yurt içinde meşrutiyet yanlısı görüşler güçleniyor, hatta padişahlığın tasfiyesiyle
cumhuriyet ilânı fikri tartışmaya açılıyordu.
 
Abdülhamid, tahta geçmeden Mithat Paşa'ya verdiği taahhüt uyarınca 23 Aralık 1876'da, ilk Osmanlı anayasası olan Kanun-ı Esasî'yi ilan etti. Meclis-i Mebusan ve
Ayan Meclisi üyelerinden oluşan ilk meclis 19 Mart 1877'de açıldı.
 
Böylece I. Meşrutiyet dönemi başladı. Padişah ile meclisin ülkeyi birlikte yönetmesi ilkesine dayanan anayasayla yargı bağımsızlığı ve temel haklar güvence altına alınmasına rağmen egemenliğin esas kaynağı yine padişahtı. Abdülhamid, Kanun-ı Esasî'nin 113. maddesiyle kendisine tanınan "idari sürgün yetkisi"ni kullanarak, daha meclis toplanmadan
Mithat Paşa'yı sürgüne yolladı.
 
Rusya'nın Balkanlar'da ıslahat için verdiği tekliflerin 12 Nisan 1877'de İbrahim Ethem Paşa hükümeti tarafından reddedilmesi üzerine
93 Harbi olarak bilinen Osmanlı-Rus Savaşı patlak verdi.
 
Abdülhamid'in karşı olmasına rağmenhttp://tr.wikipedia.org/wiki/II._Abd%C3%BClhamid - cite_note-Osmanl.C4.B1_Tarihi_Resimli-4 Mithat Paşa, Damad Mahmud Paşa ve Redif Paşa gibi devlet adamlarının ısrarlarıyla girilen savaşta Rus orduları Balkan ve Kafkas cephelerinde Osmanlı kuvvetlerini bir dizi yenilgiye uğratarak doğuda Erzurum'u, batıda ise Bulgaristan'ın tamamı ile
Trakya'nın İstanbul surlarına kadarki kısmını işgal ettiler.
 
Meclis-i Mebusan'da hükümetin savaş politikalarına yöneltilen ağır eleştiriler üzerine Abdülhamit, meclisi 18 Şubat 1878'de tatil etti. Takip eden 30 yıl boyunca meclisi bir daha toplantıya çağırmadı ve bu süre zarfında meşrutiyet anayasası olan Kanun-ı Esasî'yi kâğıt üzerinde de olsa muhafaza ederek, aldığı kararları yine bu anayasaya göre yürürlüğe koydu.
 
93 Harbi, 3 Mart 1878'de İstanbul surları dışındaki Ayastefanos'ta karargâh kuran Rus kuvvetlerinin dikte ettiği
Anlaşmaya göre; Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı, sınırları Tuna'dan Ege'ye, Trakya'dan
Arnavutluk'a uzanacak bağımsız bir Bulgaristan Prensliği kurulacak,
 
Bosna-Hersek'e iç işlerinde bağımsızlık verilecek, Sırbistan, Karadağ ve Romanya tam bağımsızlık kazanacak ve sınırları genişletilecek, Kars, Ardahan, Batum ve Doğubeyazıt Rusya'ya verilecek, TeselyaYunanistan'a bırakılacak, Girit ve
Ermenistan'da ıslahat yapılacak, Osmanlı İmparatorluğu Rusya'ya 30 bin ruble savaş tazminatı ödeyecekti.
 
Oldukça ağır şartlar içeren bu antlaşmaya, Rusya'nın aşırı derecede güçlenmesinden kaygı duyan diğer Avrupa devletleri karşı çıktılar. 13 Temmuz 1878'de Ayastefanos Antlaşması'nın yerine geçen Berlin Antlaşması imzalandı. Yeni antlaşmayla Rusya'nın toprak kazanımları geri alındıysa da, Romanya ve Karadağ'a bağımsızlık verilirken, Bulgaristan'da Almanya ve
Avusturya himayesinde özerk bir prenslik oluşturuldu.
 
Berlin Antlaşması, Doğu Anadolu'daki
Ermenilerin Rus himayesine yönelmelerine engel olmak amacıyla, Osmanlı İmparatorluğu'ndan bu bölgedeki Ermenilerin durumunu düzeltmeye yönelik bir dizi reform yapmasını talep etti.
Abdülhamid yönetiminin bu reformları ertelemesi ve bölgedeki
Kürt aşiretlerini muhtemel bir Ermeni isyanına karşı silahlandırma yoluna gitmesi üzerine Ermeniler arasında devrimci ve milliyetçi örgütler güç kazandı.
 
1887'de Maraş'a bağlı Zeytun'da, 1891'de ise Siirt'e yakın
Sason'da Ermeni devrimci örgütlerince desteklenen direniş hareketleri başlatıldı.
1895'te bu olayların ülke çapında bir ihtilale dönüşmesi olasılığının doğması ve İstanbul'da Ermeni örgütlerinin Kumkapı'da Batı kamuoyunu etkilemeye yönelik bir ayaklanma düzenlemesi üzerine
Kâmil Paşa hükümeti tarafından Anadolu'da Ermeni topluluklarına yönelik sert bastırma tedbirleri alındı.
 
IV. Ordu Komutanı Müşir Zeki Paşa, Ermeni isyanını bastırmakla görevlendirildi. Doğuda Kürt aşiret reisleri Hamidiye Alayları adı altında düzensiz milis birliklerinde örgütlendi. 1895 yazında tüm Anadolu taşrasında gerçekleşen kanlı olaylar Batı kamuoyunda genellikle
Hamidiye katliamları olarak adlandırıldı ve liberal Avrupa basınında Abdülhamid aleyhine şiddetli bir kampanya başlatılmasına sebep oldu.
 
1897 yılında, Girit'in
Yunanistan'a ilhakını isteyen Yunan hükümetinin Tesalya sınırında ihlallere girişmesi üzerine "barut kokusu" artık duyulmaya başlamıştı. Bunun üzerine vükela meclisi Mâbeyne çağrıldı.
Padişah tarafından, durumun müzakere ve bir neticeye bağlanması için emredildi. Meclis ara vermeden 56 saat durumu konuştu.
 
Herkes Yunanlılara harp açılmaması yolunda fikirler ileri sürdü. Bunu söyleyenler, ülkenin durumunun iyi olmadığını izah ederek:
Harbe girmek hata olur, diye rey veriyorlardı. Bu fikrin baş müdafii İzzet Paşa idi. Zaman zaman dışarı çıkarak padişahın yanına gidiyor, müzakereler hakkında bilgi veriyordu.
Fakat Rıza Paşa ve birkaç devlet adamı, eğer Yunanistan'a karşı korkak bir tavır içine girilirse, bütün Rumeli’nin parçalanacağını ve belki de İstanbul’un tehlikeye düşeceğini savundular ve Sultan II. Abdülhamid ile gizlice görüşerek bu fikirlerini ona bildirdiler.
Savaş taraftarı olan padişah hemen hazırlıkların yapılmasını istiyordu. İşte tam bu sırada harekete geçen Yunan ordusu Alasonya'ya saldırdı. Hazırlıksız bulunan Yanya'daki Osmanlı tümeni, Yunan birlikleri önünden ric'at etmek zorunda kaldı.
 
Bunun üzerine İstanbul'daki I. Ordu, Umum Kumandanı Ethem Paşa kumadasında Yunanistan üzerine harekete geçti. Birkaç gün içinde Yenişehir'i (Tesalya) ele geçirdi. Daha sonra Atina yolu üzerindeki Milona geçitlerine geldi ve burasını savunan Yunan ordusunu, 23 Nisan 1897 günü büyük bir mağlubiyete uğrattı.
Milona Meydan Savaşı ile Avrupalıların, geçilemez de dikleri bu geçitleri aşan ordu, güneye çekilen Yunan ordusu ise, Atina ile Tesalya arasındaki Dömeke’de yeniden karşılaştı.
 
Yunanlıların son müdafaa hatları olan Dömeke’de, 25 bin kişilik Yunan ordusu perişan edildi ve bir daha toparlanamadan darmadağın edildi.
Bu muharebede Abdülezel Paşa şehid düştü. Ordu hızla ilerleyerek birkaç saat içinde Atina'ya girdi.
 
15–17 Mayıs tarihinde Dömeke'de yapılan muharebede Yunan ordusu kesin bir yenilgiye uğradı. Avrupa devletlerinin müdahalesi ile mütareke yapıldı. Osmanlı lehine
Tesalya sınırındaki bazı küçük değişiklikler dışında savaştan önceki sınırlara dönüldü. Yunanistan Osmanlı Devleti'ne 4 milyon lira savaş tazminatı ödemeyi kabul etse de bu tazminat tahsil edilemedi. Oysa buna karşılık Girit'e özerklik verilmişti.
 
İttihatçılar tarafından Abdülhamid dönemine "Devr-i İstibdâd" (İstibdat Dönemi) adı verilir.
 
II. Abdülhamid Meclis'i kapatarak yönetimi kendi eline aldıktan sonra Osmanlı tarihinde ilk defa geniş kapsamlı bir polis ve istihbarat örgütü kurdu.
1880 yılında Yıldız İstihbarat Teşkilatını kurdu.

Çok sayıda hafiyeden oluşan bu örgütün amacı Abdülhamid'in siyasi rakipleri hakkında bilgi toplamak ve Abdülhamid'e karşı hazırlanan darbe veya ayaklanma girişimlerini önlemekti.
 
Hafiyeler sadece kendi başlarına bilgi toplamakla kalmıyor, halk arasında çok sayıda kişiye maaş bağlayarak geniş bir istihbarat ağı oluşturuyorlardı.
Jurnalci adı verilen bu kişiler Abdülhamid yönetimine karşı olabilecek faaliyetleri bildiriyorlar, böylece her türlü hareketin önü önceden kesilmiş oluyordu.
Abdülhamid'in dönemi bazı uzmanlarca Osmanlı Devleti'nin ömrünü 30–40 yıl daha uzatmış olduğu ileri sürülmüştür:
 
Düvel-i Muazzama'nın bu meclisin açılmasını demokrasi ve insan hakları için değil, kendi adamları olan milletvekilleri eliyle iç idareye daha rahat karışabilmek için istediği öne sürülmüştür.
 
İcrayı baskı altında tutan bir meclis vardı.
 
Azınlık milletvekilleri, her bir grup arkasına bir Avrupa Devletini alarak, üyesi olduğu bağımsız devletler kararı çıkarmak için uğraşmaktaydılar. Girit, Teselya ve Yanya'nın Yunanistan'a bırakılması gerektiğini ifade eden vekiller çıkmıştır.]
II. Abdülhamid, 13 Şubat 1878'de Meclisi tatil etti.
Durumdan rahatsız olan İngiltere, V. Murat'ı Padişah, Mithat Paşa'yı sadrazam başbakan yapmak için Genç OsmanlılardanAli Suavi'yi tahrik ederek tarihe
Çırağan Baskını olarak geçen başarısız darbeyi yaşattı. 23 ihtilâlcinin ölümü ile sonuçlanan bu sonuçsuz darbe, II. Abdülhamid'in hafiyye denilen gizli teşkilâtını kurarak daha sıkı idareyi ele almasına mecbur etti.
 
Abdülhamid’in örfi yönetimine karşı muhalefet de giderek güçlendi.
1889'da İttihat ve Terakki Cemiyeti kuruldu. 1908'de İttihat ve Terakki yanlısı bazı subaylar Manastır ve Selanik kentlerinde ayaklandılar. Bu baskıların üzerine, Abdülhamid 24 Temmuz 1908'de anayasayı yeniden yürürlüğe koymak zorunda kaldı ve
II. Meşrutiyet ilan edildi. Yapılan seçimlerle oluşturulan yeni meclis 17 Aralık 1908'de açıldı.
 
Artan huzursuzluklar ve İttihat ve Terakki karşıtlarının baskıları sonucunda, 13 Nisan 1909'da
İstanbul’da ayaklanma çıktı.
Rumi takvimle 31 Mart günü patlak verdiği için bu ayaklanma
31 Mart Olayı olarak bilinir. Selanik'te kurulan Hareket Ordusu 23–24 Nisan gecesi İstanbul'a girerek ayaklanmayı bastırdı.
 
İkinci Meşrutiyet dönemi ağırlıklı olarak İttihat ve Terakki hükümetlerinin yönetiminde geçti. Devlet yönetiminde İttihat önderleri Enver Paşa, Talat Paşa ve Cemal Paşa etkili oldular. Bu dönemde Osmanlı Devleti, Trablusgarp, I. ve II. Balkan Savaşları ve I. Dünya savaşlarına girdi. I. Dünya Savaşı'nın hemen ardından VI. Mehmet,
İtilaf Devletleri’nin baskısıyla 21 Aralık 1918'de parlamentoyu kapattı.
 
12 Nisan'ı 13 Nisan'a bağlayan gece, Taksim Kışlası'ndaki Avcı Taburu'na bağlı askerler subaylarına karşı ayaklanarak kendilerine önderlik eden din adamlarının peşinde Heyet-i Mebusan'ın önünde toplandılar ve ülkenin şeriata göre yönetilmesini istediler.
Hüseyin Hilmi Paşa hükümeti ayaklanmacılarla uzlaşma yolunu seçti ve hükümet üyeleri tek tek istifa etti.(alıntı)
 
 
 
Nazan Şara Şatana
 
Abdülhamid Han
Döşetti Hicaz'a demiryolları
Kuruldu Hamidiye alayları
Hudutlara Koştu onbinlerce can
Serdar-ı Hakan Abdülhamid Han
Cennet Mekân Sultan Abdülhamid Han
Haliçte yeni bir dersane kurdu
Denizaltıları deryaya vurdu
Darul Aceze ve Guraba kurdu
İlim, fende, teknikte kalmadı geri
Nice mektepler, yollar onun eseri
Devrinde olmuştuk cihan devleti
Ezmedi, ezdirmedi hiçbir kimseyi
Vermedi, verdirmedi bir karış yeri
Halkın hizmetinde Hakk'ın bir eri
İsterdi milleti hep yüce olsun
Osmanlı'nın şanı dünyaya dolsun
Huzurunda cihan selama dursun.
Mehteran


MGH - Haber Merkezi (Basın Bülteni)

NOT: Haber sitemizde Haber Kaynağı belirtilmeyen haberler İhlas Haber Ajansı (İHA)'ya aittir. Haber sitemiz İHA Abonesidir. Kaynağı belirtilmeyen butür Haberleri alıp kullananlar bunun yasal sorumluluklarını kabul etmiş sayılırlar.



Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
İlgili Haberler



sanalbasin.com üyesidir
banner529


Haberi Oku