ÖZEL HABER:
Ulu Hakan'nın Uzun ve Yorucu Hayatı
banner568
 Uzun ve yorucu bir hayat…
 
Sultan Abdülhamit, taht olaylarını bilen bizzat yaşayan biri… Nasıl olmasın ki:
Amcası Sultan Abdülaziz tahttan indirilmiş,
Ardından katledilmiş.
Kardeşi Murad tahta çıkmış, hasta olduğu ortaya çıkınca, II. Abdülhamit tahta çıkmış.
Bütün bunları yapan ekip; Mithat paşa ve yanındakiler; pazarlık yapmışlar.
Meşrutiyeti ilan etmesi sözü aldıktan sonra onu tahta çıkartmışlar.
II. Abdülhamit tahta çıkması ile birlikte birçok siyasi sıkıntıların içinde kendini bulmuş.
Karadağ Osmanlı-Sırp savaşı,
93 harbi olarak geçen 77–78 Osmanlı – Rus savaşı büyük problemleride beraberinde getirmiş.
Bu problemleri berteraf edebilmek, dengeleyebilmek, kontrol altına alabilmek için hafiye teşkilatı kurmuş. Kendine bağlamış. Memleketin her tarafına adamlarını göndermiş. Hemen hemen her konuda Sultan Abdülhamid haberdar edilmiş.
Bu raporlarda sadece siyasi olaylar yokmuş, halka zulüm edenlerde varmış.
Sultan Abdülhamit özellikle güvendiği insanların raporlarına önem verirmiş.
 
Prof. Dr. Mehmet Ali Beyhan; Abdülhamit Han’la ilgili yapılan röportajın bir yerinde:
“Devlet bütçesinden kendisine herhangi bir ödenek ayrılan bir teşkilat değildir, resmi bir vechesi söz konusu değildir, bu tamamen amcasını tahtan indiren kardeşini tahta çıkaran ve tahttan indiren ve kendisini bir pazarlıkla tahta çıkaran bir ekibe karşı güvenmediği bir devlet düzenine karşı, bu ülkeyi rahatlıkla yönetebilmek, kendi saltanatını kendi hayatını belki garanti altına almak için kullandığı bir teşkilat.“
 
“Abdülhamid muhaliflerinin söylediklerine bakılırsa bunların sayısı binleri bulmaktaydı. Onlara göre herkes hafiyeydi, herkes Abdülhamid’e yalan yanlış bu bilgileri veriyordu. Aslında bu böyle değil. Belgelerin tamamı bizlere ulaşmış olsaydı belki daha sağlıklı şeyler söylemek mümkündü ama en azından 400‘e yakın bu raporlardan anladığımız kadarıyla bu şahısların sayısı 35 – 40 civarındadır. Bunlar tabi bilgileri aktarmaktadırlar, bu bilgilerle Abdülhamid’in devlet yönetiminde alacağı kararlarda herhalde sağını solunu önünü arkasını daha rahat görebilme imkânını elde etmiştir bunu rahatlıkla söyleyebiliriz.”
 
“Abdülhamid kendisine aktarılan bu bilgilerden istifade etmiştir. Tedbirlerini ona göre almıştır. Bunlar sayesinde kendi saltanatına yönelik, kendi şahsına yönelik pek çok komplo pek çok suikast girişimi ortaya çıkmıştır, aksi halde bunları bertaraf etmesi belki mümkün olamayacaktı. Dolayısıyla bu teşkilat sayesinde çatırdayan bir imparatorluğun yıkılmasını 33 yıl kadar sürdürebilmiştir. Ve hakikaten ondan sonrası tahtan indirilişinden sonrası da malum süreç 9 yıl kadar sürebilmiştir, 1909’dan 1918’e kadar koca imparatorluk tasfiye edilmiştir.”(alıntı)
 
Sultan Abdülhamit’i daha iyi anlamak için, onun hakkında söylenenlere de yer vermek gerekir. Sultan hakkında konuşanlar hatta içlerinde bazıları onunla ters düşmüş, yâda savaşmış, yâda hoşlanmamış kişiler. Onunla ilgili söyledikleri!
Belki de benim bu yazı dizisinde anlatmak istediklerimin tümünü özetler halde…
 
İngiltere Dışişleri Bakanı Edward Grey, siyasi hayatı boyunca rakibi olmasına rağmen Sultan II. Abdülhamid Han’ın vefatını öğrendiği zaman onun büyüklüğünü takdirden kendini alamamıştır;
 
“Ne büyük kayıp! Hasmımdı, ama onun ölümüyle diplomasi mesleği artık zevkini kaybetti! Tahttan indirilmeseydi Balkan Savaşı’nı önler ve 1.Dünya Savaşı’nı çıkarttırmazdı”
 
Aynı konuda, 40 süreyle Osmanlı donanmasında hizmet etmiş Amiral Sir Henry Woods da şu çarpıcı görüş ve iddiayı öne sürmüştür:
 
“Abdülhamid şimdiye kadar gelmiş geçmiş Osmanlı padişahları arasında en müstesna yeri işgal edenlerden biridir… Abdülhamit tahttan indirilmemiş olsaydı, Avrupa devletlerinin yaralarını sarmaya çalıştığı o büyük felaket (1. Dünya Savaşı) meydana gelmeyecekti. Aksini farzetsek bile Abdülhamid, büyük bir ihtimalle Türkiye’nin tarafsız kalmasını sağlayarak, memleketine bir zafer etmiş olacaktı.”
 
1877’de İstanbul’a gelen Avusturya-Macaristan büyükelçisi Victor Graf Dubsky, önce babıalide’ki hükümet erkânı ile görüşüp ardından da Sultan II. Abdülhamid ile görüştükten sonra Ulu Hakan hakkında düşüncelerini şöyle açıklamıştır:
 
“Hayret verici bir şey ama doğruydu. Devlet erkânı sadece kısa mesafede ileriyi görebiliyordu. Geniş zaviyeli bir ihata kabiliyetleri yoktu. Abdülhamid’in ise aksine fazla ihata niteliği vardı. Bu zıtlık telafi edilemezdi. Edilemeyince de devlet idaresinde başlayan aksaklıklar ileride daha vahim sonuçlar verecekti. Biz bunları iyi kullanmalıydık”
 
İngiliz casusu olarak bilinen, Yahudi asıllı Türkolog Arminius Vambery, İngiliz dışişlerine gönderdiği 7 Mayıs 1884 tarihli raporda Sultan II. Abdülhamid için şunları söylemiştir:
 
“Padişah elindeki büyün imkânları seferber ederek, hayırseverliğini her fırsatta göstermekten kaçınmıyor. Eğitim ve sağlık hizmetleri için büyük miktarlar harcamakta, halkının selamet, refah ve mutluluğu için yorulmak bilmeden çalışmaktadır. Padişahtan korkabilir, hattâ nefret edebilirsiniz; ama çalışkanlığını ve adaletini asla inkâr edemezsiniz.”
 
Vambery, başka bir seferinde de şu orijinal analizde bulunmuştur:
 
“Demir gibi bir irade, makul bir aklîselim, kibar ve nazik bir tavrı hareket, Türk ve İslâm mümessili (temsilcisi)! İşte Sultan Hamid budur. Onun, değil yalnız Osmanlı İmparatorluğu hakkında, bütün dünya meseleleri hakkında derin bir vukufu vardır. Avrupa’yı istiladan kurtaran odur. O, mutaassıp (tutucu) bir Hristiyan düşmanı değildir. Olmuş olsaydı onları işbaşına getirmiş olmazdı. Eğer bir mâni çıkmazsa o, Türkiye’yi ileriye götürecektir ve götürebilecek tek adamdır.”
 
Vambery gibi Amerikan büyükelçisi S.S. Cox da Osmanlı’nın kalkınması ve yıkılmaktan kurtulması için Abdülhamid’in “tek şans” olduğu konusunda hemfikirdir.
 
“Türklerin ilerlemesini gerçekleştirebilecek yegâne şahıs sultan Hamid’dir. Bütün vaktinide buna haşretmiştir. Müsahamalı bir hükümdardır. Bazı kibirli Avrupa Devletleri onu örnek kabul etmelidirler.”
 
Elisabeth Warmeley Latimer, 19 asırda Rusya ve Türkiye isimli eserinde, Abdülhamid Han’ın batmakta olan devleti olağanüstü bir gayretle nasıl kurtarmaya çalıştığıyla ilgili şu manidar tespitleri yapmıştır:
 
“II. Abdülhamid, Türk tarihinin en karanlık ve buhranlı zamanında, muazzam mesüliyeti üzerine alarak tahta oturdu. Sultan Hamid vezirlerini fersah fersah geride bırakan bir enerjiyle çalışır, Çok çalışkandır. Okumadan hiçbirşeyi imza etmez. Avrupa gazetelerini tercüme ettirerek okur. Az bir zamanda yüksek bir diplomat olduğunu ispat etmiştir. Mahvolmakta olan koca Osmanlı İmparatorluğu’nu fevkalede iyi idare etmekte kalmamış, onu yükseltmeye çalışmıştır.”
 
1890’larda Sultan Abdülhamid ile sarayda görüşüp tanışan, Amerikalı gazeteci Sidney Whitman, ondaki nezaket, vakar ve zerafete nasıl tutulduğu şu hayranlık dolu sözlerle dile getirmiştir:
 
“Bu olağanüstü adamı küçültmek için o kadar şey yazılmıştır ki, üzerimde yarattığı nezaket ve içtenlik izlenimimi tekrarlamaktan kendimi alamayacağım. Abdülhamid, bahse değecek bir fiziki avantajı olmadığı halde kendisiyle temasa geçenlerin sempatisini kazanmak için hesaplanmış ve gerçekten kazandıran nadir rastlanan bir nezaket, sade bir vakar ve davranış nezaketine sahipti. Bakışında, hattâ kâtibine hitap ederken emretme alışkanlığını ifşa eden hoş tonlu sesinin monoton dengesinde, yaşamı boyunca kesin, hattâ kölece bir itaati zorla sağlayan bir şey vardı.”
 
Almanya’nın siyasi birliğini sağlayan ünlü politikacı Bismark da, Abdülhamid’in hakkıyla anlaşılamadığını ve haksız hükümlere maruz kaldığını düşünmektedir:
 
“Sultan Abdülhamid Avrupa’da bir hasta olarak ele alınmaktadır. Fakar bana göre O, Haliç kıyılarında bulunanların hepsinden daha yüksek bir diplomattır. Ona karşı âdilâne hüküm verilmediği kanatindeyim.”
 
1905’te Sultan Abdülhamid’i çok merak edip görmeye muvaffak olan ve kendisine sürekli şekilde “vahşet canavarı” olarak tanıtılan padişah hakkındaki değişen kanaatlerini, İtalyan Filarmoni Akademisi Başkanı Enrico di San Martino şöyle ifade etmiştir:
“En büyük şaşkınlığa kendisiyle görüşünce uğradım. Bu adamın kanlı vahşeti hakkında gazetelerin anlattıklarının etkisi altındaydım ve bir tür kaba vahşi ile karşılaşacağımı sanıyordum. Aksine, sesinde ve ifadesinde ince bir nezaket ve en büyük etkileyici yumuşaklığa rastladım.”
 
Sultan Abdülhamid’i, imparatorluk topraklarını yeniden fethe girişen ve Osmanlı geleneğini yeni bir yorumla çağa uyarlayan “ilginç bir devlet adamı portresi” olarak tanımlayan Fransız bilgin François Georgeon, büyük bir iddia ile şu söylemi seslendirmiştir:
 
“Abdülhamid’i ve onun hükümdarlık dönemini anlamak, bir bakıma bugünkü Türkiye’yi tanımak demektir.”
 
İngiliz Yazar Joan Haslip’in iki önemli tespiti de şöyledir:
 
“İttihatcılar yaptıkları hataları halktan gizlemek için, Sultan Hamid rejimi aleyhinde şiddetli bir kampanya açmışlardı. Sultan Hamid kadar hiç kimse, bir harpten memleketinin ne kadar az kazanacağını veya ne kadar çok şey kaybedeceğini bilemezdi.”
 
Abdülhamid devrinin büyük bir eğitim şahlanışına sahne olduğu konusunda, meşhur Hollandalı tarihçi Erik Jan Zürcher’in mühim tespitleri ise şöyledir:
 
“Döneminde eğitim, idare, adalet ve iletişim gibi birçok alanda ıslahat yapıldı ya da yapılan ıslahatlar genişletildi. Eğitim ve iletişim alanlarındaki ıslahatlar özellikle kayda değerdir. Batı tarzı okulların gerek sayısı, gerek verdikleri mezun sayısı arttı ve 1900’de Darülfünun açıldı. Alt tabakalardan gelen öğrenciler artmış ve batı etkisi ilk defa yönetici elitin dışındaki kitleye ulaşmıştır. Abdülhamid döneminde kitapların, dergilerin, gazetelerin trajı çok büyük ölçüde artmıştır. Bu yayınlar, modern bilim ve teknoloji ile imparatorluk dışındaki dünya hakkında halkın aydınlanmasını sağlamıştır.” (Alıntı)

Sultan Abdülhamit Han’la ilgili minik bir özeti de şöyle yapabiliriz:
 
Bu arada Padişah’ın devlet idaresinde nüfuzunu kırmak isteyen batılılar, İttihat ve Terakki mensuplarını kışkırtarak 23 Temmuz 1908′de İkinci Meşrutiyeti ilan ettirdiler.
Böylece otuz yıl durmuş olan facialar tekrar başladı.
31 Mart Vakası sebebiyle İttihat ve Terakki ileri gelenleri tarafından tahttan indirilen Abdülhamid Han, Selanik’e gönderildi (27 Nisan 1909).(alıntı)
 
 Sultan Abdülhamit’i biraz daha tanımak, birazda onun döneminde yaptırdıkları ve yaptıklarına da bakmak gerekir.
Maddeler halinde yapılanlar bu günlere kadar gelmiş, ne çok önemli olayların başlangıcı olmuş.
Herbiri hakkında tek tek yazılar yazılmalı bence. Bence yapılanların hepsi anlatılmalı. İleride köşe yazılarımda; belkide öyle yaparım. Sultan Abdülhamit Han’ın yaptırdıklarını maddeler halinde değilde tek bir maddenin içerği ile birlikte yazarım…
 
Sultan Abdülhamit’ döneminde yapılan mimari çalışmalardan bir kısmı:
 
Mülkiye(Siyasal Bilgiler), Fakülte düzeyine getirilerek açıldı.
Memurlara sicil tutulmaya başlandı.
Eski Eserler Müzesi açıldı.
Hukuk Fakültesi açıldı.
Muhasebat Divanı(Sayıştay) kuruldu.
Güzel Sanatlar Fakültesi açıldı.
Ticaret Fakültesi açıldı.
Yüksek Mühendislik Fakültesi açıldı.
Dârülmuallimât(Kız Öğretmen Okulu) açıldı.
Terkos Suyu hizmete girdi.
Bütün yurtta İdadiler(Lise) açılmaya başlandı.
Ziraat Bankası kuruldu.
Bursa'da İpekhane açıldı.
Emekli Sandığı kuruldu.
Halkalı Ziraat ve Veterinerlik Fakülteleri açıldı.
Bursa Demiryolu hizmete girdi.
Aşiret Okulu açıldı.
Bütün yurtta
Rüşdiyeler(Ortaokul) açılmaya başlandı.
Kudüs Demiryolu hizmete girdi.
Ankara Demiryolu hizmete girdi.
Kâğıt Fabrikası kuruldu.
Kadıköy Gazhanesi kuruldu.
Beyrut'ta liman ve rıhtım inşaa edildi.
Osmanlı Sigorta Şirketi kuruldu.
Kadıköy Su Tesisatı hizmete girdi.
Selanik-Manastır Demiryolu hizmete girdi.
Şam Demiryolu hizmete girdi.
Eskişehir-Kütahya Demiryolu hizmete girdi.
Galata Rıhtımı inşa edildi.
Beyrut Demiryolu hizmete girdi.
Darülaceze(Kimsesizler yurdu) hizmete girdi.
Mum Fabrikası kuruldu.
Afyon-Konya Demiryolu hizmete girdi.
Sakız Adası'nda Liman ve Rıhtım inşaa edildi.
İstanbul-Selanik Demiryolu hizmete girdi.
Tuna Nehri'nde Demirkapı Kanalı açıldı.
Şam-Halep Demiryolu hizmete girdi.
Şişli Etfal Hastanesi hizmete girdi.
Hicaz Telgraf hattı kuruldu.
Hama Demiryolu hizmete girdi.
Basra-Hindistan Telgraf hattı Beyoğlu'na bağlandı.
Hamidiye Suyu hizmete girdi.
Selanik'te Liman ve Rıhtım inşaa edildi.
Haydarpaşa Liman ve Rıhtımı inşaa edildi.
Maden Fakültesi açıldı.
Şam Tıp Fakültesi açıldı.
Haydarpaşa Askeri Tıp Fakültesi açıldı.
Trablus-Bingazi Telgraf hattı kuruldu.
Konya Ereğlisi'nde demiryolu hizmete girdi.
Trablus Telsiz İstasyonu kuruldu.
Bütün yurtta Telsiz İstasyonları kuruldu.
Medine Telgraf Hattı kuruldu.
Şam'da Elektrikli tramvay hizmete girdi.
Hicaz Demiryolu hizmete girdi. 27 Ağustos'ta İstanbuldan kalkan tren, 3 gün sonra Medine'ye ulaştı…(alıntı)
Devam Edecek....

Nazan Şara ŞATANA


MGH - Haber Merkezi (Basın Bülteni)


Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Misafir Avatar
atila öztürk 3 yıl önce

gerçek acıdır

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
İlgili Haberler



sanalbasin.com üyesidir




Haberi Oku