Anneannem

Anneannem

Leyla Keleş (Malatya Gerçek Haber)

  

18 Ekim 2015, sabah namazı vakti çıkarken aldık haberini... Hastaneden evine döneli iki gün üç gece olmuştu. O üçüncü geceydi işte seni bizden ayıran. Ölümdü, haktı, sabır gerekti.

Sağlığında gün görmemiş, acılarla yoğrulmuş, gençliği en yakınlarının ölümleri ile sarsılmış, yokluk görmüş, fedakar, cefakar ve çileli anneannem, Dertli, kederli hayatının omuzlarını çökerten, güzel yüzüne çizgi çizgi iz bırakan tüm zorluklarına rağmen güler yüzlü ve neşeli olmayı bırakmayışıyla ve insana can katan sohbetiyle hayatımda varlığı yadsınamayacak kadar büyük olan anneannem... 

Gidişin kalbimizi çok yordu. Hayatın telaşından gidişini unutsak da, her an içimizde bir yerlerde acın ilk günki gibi taze. Çocukların öyle çok özlüyor ki seni. Hele annem, son hastane çilende her gün yanına gelip çektiğin sıkıntılara bizzat şahit olan ve cenazende "acıların dindi mi annem" diye ağlayan annem... Her ay bir hatim dağıtıyor senin için. Sürekli Kur'an okunuyor arkandan. Ne mutlu sana, evlatların arkandan amel defterini kapatmayacak işler yapıyorlar. 

İlk zamanlar acımız yoğunken daha, annemin çok kötü olduğu dönemlerde, kendime hep "güçlü ol Leyla, annen için güçlü ol" dedim. Ve hep senin bizim üzülmemize dayanamayacağını düşünerek teselli ettim kendimi. Güçlüydüm, sadece bir kez hıçkırarak ağlayabildim arkandan, günahtı çünkü feryad etmek, bağırmak çağırmak... Günah olmasa en çok ağıt yakanlardan olurdum inan. Hani o söylerken ağıt yakar gibi söylediğin "Arafat Dağı" ilahisi yok mu? Tıpkı onun gibi. Sonra anlattığın Peygamber kıssaları... Bir sohbeti bir duyuşla sanki ezber etmiş gibi unutmadan kelimesi kelimesine tatlı tatlı anlatışın...

Lisede yanınızda kaldığım o bir yıllık gurbetimde seninle yaşadıklarım; mesela Kanal 7'den birlikte izlediğimiz türkü filmleri,  her gece hayatta uyuyamadığım halde saat 22.00 de "Leyla yat artık ki uykunu alasın"diye diye beni zorla yatağa gönderişin (hiç söyleyemedim sana ama buna o zamanlar çok kızardım) . sabah namazını sobanın yanından başka bir yerde kılmama izin vermeyişin, ardından okul için hazırlanışımı izleyişin, servisin geldiğini korna sesinden anlayana kadar beni dışarı bırakmayışın ve benimle birlikte servisi bekleyişin... Soruyorum şimdi sana; benim üzerimde bunca hakkın varken benim seni unutmam mümkün mü? Asla.. Allah senden ebediyyen razı olsun. Hakkın ödenmez anneannem..

   Sonra bahçede yaşadıklarımız; dedemle sürekli çekişmeniz,  bir şeye kızdığında ya da beğenmediğinde ya da çok sevdiğinde "vış vış" demen, bizi "ana kurban" diye sevmen, türkü söyleyip eğlenişlerimiz, kayısı yaparken başını leçek örtüşün, bahçede pişirdiğin yufka ekmeğin, hoş sohbetin... Bütün bunları bir insan unutabilir mi? Unutamayışımın sana bir faydası yok biliyorum, bu nedenle aklıma her gelen anımız, sana bir Fatiha okumama sebep olsun istiyorum. İnşallah mekanın cennettir. Biz evlatların senden razıyız. Allah da senden razı olsun. Hem öyle güzel bir ölümle öldün ki ben hayatımda seninki kadar bereketli bir cenaze görmedim. Hatimler, Yasinler, Tevhid hatimleri, öyle güzel dua edildi ki arkandan görmeliydin. Kim bilir, belki gösterilmiştir sana.( İnşallah) Gelen komşularından senin adına helallik istedim. Merak etme bir tanesi de içinden gelmeyerek söylemedi. Hepsinin gözü yaşlı, hepsi Nazife bacısını kaybetmiş "Helal olsun o nasıl söz " dediler. Hele Sami dedem, ne kadar ağladı arkandan. Hüseyin dedem, seni çok severdi 32 sayfalık şiir yazdı arkandan Nazife Bacım diye diye... Ardında sevgi, kardeşlik ve özlem bıraktın. Allah senden razı olsun anneannem.

     Senden sonra ne zaman güzel bir şey olsa hemen aklıma geliyorsun. Geçen gün zor bir dava kazandım. İçimden yaşasaydı ne çok sevinirdi dedim. Gözlerinin içi gülerdi, dedim. Daha göreceğin çok güzel günlerimiz vardı... Gördüğüm her güzel günde de aklıma geleceksin ve diyeceğim ki anneannem olsa nasıl da sevinirdi.

      Geçenlerde seni rüyamda gördüm. Biraz uzun bi rüyaydı. Seninle ilgili kısmında bahçedeymişiz, balkonda her zaman ki gibi başın leçek, yerde oturuyorsun. Mehmet dayım uyuyormuş, uyuduğu odaya giriyorum, bana diyorsun ki uyandırma dayını, rüyamda bile kıyamıyorsun bize, sonra geliyorum tekrar balkona, bu sefer Süleyman dayım var ve sen bi yolculuk yapmışsın ve muavinlerin uyuduğu yerde uyumuşsun bana onu anlatıyorsun. Ben de sana, o incecik süngerde nasıl rahat ettin diyorum, Süleyman dayım diyor ki çok rahat, insanın vücudunu sardığını eliyle göstererek tarif ediyor sen de onaylıyorsun yolculuğunun ne kadar rahat geçtiğini... İnşallah ahiret yolculuğun rahat geçmiştir anneannem. Rüyamda yüzün her zamanki gibi gülüyordu. İnşallah kabrinde de gülüyordur. Rabbim sana merhamet etsin. Rahmet melekleri yoldaşın olsun. Çok sevdiğin Resulullah'a (s.a.v) selam söyle bizlerden. 

      Şimdi bu saatte sana bunları yazdığımı bilsen üzülürdün ve "kalk yat"derdin bana. Kıyamazdın yine. Uykusuz kalışıma dayanamazdın. Sen ne merhametliydin öyle.

       Muhammed Fatih, ölümle senin gidişinle tanıştı, bazen sorular soruyor, ilk zamanlar "anneannem toprağın altında yaşayacak" diyordu. Geçen de sordu " anneannem çürüyecek mi diye" başta "herkes çürüyecek" dedim, sonra korkmasın diye "İnşallah anneannem çürümeyenlerdendir "dedim. "Hem cennette birlikte olacağız dua et sen" dedim. Çocuk işte. Bazen annem uyuduğunda minderleri üstüne atıp "annemi mezara gömdüm" diyor. Bir kere de seni özlediği için ağladı. "Çocukumun çocuku" diye severdin ya onu, o unutsa bile her zaman hatırlatacağım bu sözünü. Seni unutmayacağız. Unutmayacağım. Hep dualarımdasın. Sana hep rahmet okuyacak dillerimiz. Kur'an okuyacak, güzel anıları yad edip hasret giderecek yüreklerimiz, cennette kavuşmanın hayaliyle teselli bulacak acılarımız. 

       Sen gittikten sonra dedem yine ameliyat oldu. , Mehmet abimin oğlu oldu, adını Hakan koydular, Akın sağ salim askerden döndü,Cihad, polislik mülakatına girdi kazanamadı Mehmet dayımın Ankara'daki işi bitti evine döndü, yılbaşı tatilinde Mersin'e dayıların ve Soney Teyzenin yanına gidip sağ salim döndüler. Dedem onlar yokken bir gece Ayşegül teyzemde diğer geceler Meryem teyzemde kaldı. Babam için hâlâ "Babam kuş vurmaya gitmedi ki" diyebilirim. (çocukken ele vermediğim gibi) Sami ile Faruk hâlâ aynı tas aynı haman. Ağa bıyık bıraktı. (Okursa kesin kızar, ama bana saygısından hoşgörür), Tuba ablam senden sonra bir de babaannesini kaybetti ve en çok o üzüldü bu yıl; Dedesi sen ve sonra babaannesi..  Süleyman dayımın Malatya'ya taşınmış olması dedemin yalnızlığını gideriyor sanırım. Hem her gün Mehmet dayımlara inip yatacağı zaman yukarı çıkıyormuş. Teyzelerim aynı ama onlar sanki çok üzülüyor senin için yokluğuna alışamadılar. Annem de öyle. Kimse alışmadı aslında sadece hayat devam ediyor...

      Evini dağıtmadık. Herkes sana ait özel eşyalardan bir şey aldı hatıra olsun diye, ben eski bir cüzdanını aldım, kan grubu kartın da var içinde... Anlayacağın hayatımıza sensiz devam ediyoruz. Çok şükür bir yaramazlık yok. Mutluyuz ki sen hep mutlu olmamızı istersin. Senin "çocukunun çocuku" olduğum için,senin gibi bir insanı bu yaşıma kadar tanıdığım için çok şanslı hissediyorum kendimi. 

       Rabbim seni cennet hatunu etsin. Senden razı olsun ve sorgusuz sualsiz cennetine alsın. Habibin Resullullah'a ve çok sevdiğin ashabına komşu eylesin. Dünyada çektiğin sıkıntıları mükafat olarak versin. Cennette de dizinin dibinde hikayeler anlatacağın zamanlarımız olsun. Ben böyle özlediğimde sen duyacakmışsın gibi mektuplar yazarım sana mezarına geldiğimde de okurum senin için. Uzun zamandır gelmedim. Şu kar kış geçsin, en kısa zamanda geleceğim. Allah senden razı olsun. Kabrin nur mekanın Cennet olsun anneannemmm... ( Ruhuna El Fatiha) 

Yazar Yazıları Haberleri