Başkan Erdoğan, TBMM Grup Toplantısı'na katıldı

AK Parti Genel Başkanı ve Türkiye Cumhuriyeti Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, TBMM Grup Toplantısı'na katılarak konuşma yaptı.

Erdoğan, 31 Mart mahalli seçimleri öncesinde TBMM'yi yine yoğun bir gündem beklediğini söyledi.

Millete taahhüt ettikleri kanunların çıkarılması konusunda gerek komisyonlarda gerek Genel Kurulda milletvekillerine çok önemli görevler düştüğünü belirten Erdoğan, her kurum gibi Meclisin itibarının da yaptığı işlere ve bu işlerin kalitesine bağlı olduğunu ifade etti.

Milletin beklentilerine cevap verecek bir Meclisin gerçek anlamda milli iradenin temsilcisi unvanını hak edebileceğini vurgulayan Erdoğan, "Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da birileri Meclisi çalıştırmamak, milli iradenin tecellisini engellemek için tüm güçleriyle çalışacaktır. Sizlere düşen, hem bu kifayetsizlere hak ettikleri cevapları vermek, onlara meydanın boş olmadığını göstermek hem de yasama sürecinin kesintisiz çalışmasını sağlamaktır." diye konuştu.

Her yerde olduğu gibi Mecliste de safların netleştiğini ifade eden Erdoğan, "Bir yanda AK Parti ve onunla ülkenin, milletin, devletin bekası konusunda birlikte yol yürüyen MHP ile yerli, milli duruş sahibi kesimler vardır. Diğer yanda ise ana muhalefet partisi ve artık onunla aynı yolda yürüdüğü gün gibi aşikar hale gelen bölücü örgütün güdümündeki partiyle benzeri yapılar vardır. Milletimiz bu net fotoğraflar arasında bir tercih yapacaktır." değerlendirmesinde bulundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'de yerli, milli siyasetin karşılığının yüzde 100 olduğuna inandıklarını, aldıkları oy ile bu oran arasındaki farkın kendilerini, davalarını, hizmetlerini, hedeflerini, vizyonlarını anlatamadıkları kesimlerden oluştuğunu söyledi.

Erdoğan, "Oy alamadığımız seçmenleri, gönüllerine giremediğimiz, belki de bunun için henüz kendilerine ulaşamadığımız vatandaşlarımız olarak görüyoruz. Bunun için 31 Mart seçimleri sürecinde geçmişte kimin hangi partiye oy verdiğine bakmaksızın milletimizin her bir ferdine ulaşıp kendimizi ifade etmeliyiz. İşte bunun için hizmet siyaseti, gönül belediyeciliği diyoruz." dedi.

Şu ana kadar açıklamadıkları sadece 6 il veya büyükşehir adayı kaldığını dile getiren Erdoğan, ilçeleriyle birlikte Ankara, İstanbul ve İzmir adaylarını kendisinin, Denizli'yi Genel Başkan Vekili Numan Kurtulmuş'un, Sivas'ı da Genel Başkan Yardımcısı Mahir Ünal'ın kamuoyuna tanıttığını hatırlattı.

Büyükşehirlerin bir kısmını bizzat açıklayacağını ifade eden Erdoğan, şunları kaydetti:

"Bu hafta sonu, Cuma'dan itibaren Trabzon, Kocaeli ve Sakarya'ya giderek milletimizin huzuruna adaylarımızı çıkaracağız. Diğer illerimizin ilçeleriyle birlikte aday tanıtımlarını ise Genel Merkezden yapacağımız görevlendirmelerle hafta sonuna kadar gerçekleştirmeyi hedefliyoruz. Bugün Merkez Karar Yönetim Kurulunda arkadaşlarımıza görev dağılımlarını ifade edeceğiz, anlatacağız ve yarından itibaren arkadaşlarımız da illerimize hareket ederek illerimizde bu çalışmaları yürütecek ve adaylarımızın illerimizde tanıtımını yapacaklar. Tüm belediye başkan adaylarımızın şimdiden ülkemize, şehirlerimize, ilçelerimize hayırlı olmasını diliyorum."

"GİZLİ KAPAKLI DEĞİL"

Cumhur İttifakı çatısı altında MHP ile belediye başkanlığı seçimlerinde yapacakları iş birliğinin de hayırlı neticelere vesile olmasını dileyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Böylece siyasi tarihimizde ilk defa bir mahalli seçimde veya seçimlerde öyle gizli kapaklı değil, öyle kapalı kapılar ardında yapılan pazarlıklarla değil her şeyin milletimizle paylaşıldığı şeffaf bir ittifak yapılmış oluyor. Burada bir şeyi çok açık, net söyleyeceğim; yapmış olduğumuz bu ittifak her şeyden önce tüm teşkilat mensuplarımızın, partimizin Merkez Karar ve Yönetim Kurulunun, MYK'nın almış olduğu kararlara ve yapmış olduğumuz istişareler neticesinde verdiğimiz kararlara saygı duymasını özellikle rica ediyorum. Sizler belki işin bir yanından olaylara bakabilirsiniz. Bizler ise enine boyuna istişaresini yapıyor ve kararlarımızı da ona göre veriyoruz. Herhalde bizler bu yürüyüş esnasında özellikle de kaybetmeye değil hep Cumhur İttifakı olarak kazanmaya karar vermiş bir davayız, bir hareketiz. Bunu böyle bilmenizi istiyorum. Onun için de  aramızdaki bu bağları kimse zayıflatma yoluna gitmesin, kimse de kalkıp 'ben' diye hareket etmesin. Burada 'ben' yok, 'biz' var. Herkes buna uysun."

Erdoğan, aday tanıtım toplantılarında ittifakta destekleyecekleri MHP adaylarına da kendi adaylarıyla sahnede yer verdiklerine, onları da millete ilan ettiklerine dikkati çekerek, "Rabbim bizleri çıktığımız bu yolda mahcup etmesin." dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhur İttifakı'nın, 31 Mart akşamı bu yoldan zaferle çıkacağına inandığını vurgulayarak, "Karşımızda malum Sayın Bahçeli'nin ifadesiyle 'zillet ittifakı' benim ifademle de 'illet ittifakı' var. Bunlara karşı inşallah zaferimizi ilan edeceğiz ve vatanseverliğin, milliyetperverliğin ne olduğunu yerelde de göstereceğiz. İktidarıyla yereliyle omuz omuza, el ele bir yürüyüş ve ülkemizin değişiminde de inşallah bu sürecin çok çok hayırlı olacağına inanıyorum." diye konuştu.

Bugün Türk siyasetinin en önemli sorununun ana muhalefet olduğunu ifade eden Erdoğan, "Daha doğrusu sorun ana muhalefetin iktidara talip bir siyasi organizasyon gibi değil de marjinal bir örgüt gibi davranıyor olmasıdır. Bu partinin teşkilatları içinde özellikle da seçmenleri arasında elbette ülkesinin ve milletinin menfaatlerini düşünen pek çok kişi vardır. Yerli ve milli duruş sahibi CHP'lileri tenzih ederek söylüyorum ki bugün CHP yönetimi maalesef cumhuriyetçilikle de halkçılıkla da demokrasiyle de tarihimizle de kültürümüzle de uzaktan yakından ilgisi olmayan bir zihniyetin eline geçmiştir." dedi.

Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP'ye yönelik eleştirilerde bulundu.

CHP adına konuşan, CHP adına söz söyleyen, ahkam kesen birtakım isimlerin yaptıklarına baktıklarında kimi zaman acı acı gülümsediklerini, kimi zaman içten içe üzüldüklerini, kimi zaman öfkelendiklerini belirten Erdoğan, sıkıntının asıl kaynağının, bu partinin başındaki zat olduğunu söyledi. Erdoğan, ön tekerlek nereye giderse arkadakilerin de onu izlediğini dile getirdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bu zat, sorsanız demokratlığı kimseye bırakmaz. Ağzını her açtığında Batı ülkelerinden örnekler verir. Ama kendisi Genel Başkanlık koltuğunda oturduğu 9 yılda, 9 seçim kaybetmesine rağmen oraya çivilenmiş gibi yerinden kıpırdamaz. Hatta öyle garanticidir ki koltuğunu riske atmamak için Cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olmaya bile cesaret edemedi, edemez. Buna karşılık konu iftiraya, yalana, hakarete gelince aslan kesilir. Kendisine karşı açtığımız davaların, kazandığımız tazminatların haddi hesabı yoktur. Onaylanıp, daha gelecek olanlar da var, o ayrı. Can çıkar huy çıkmaz misali, hangi yola başvurursak vuralım, bu zatı gerçek bir demokrat gibi siyaset yapmaya ikna edemedik." diye konuştu.

"İÇLERİNDEKİ BİZANS AŞKI"

Bu süreçte dikkatlerini çeken bir başka hususun da CHP'nin başındaki zatın ve kimi belediye başkanlarının içlerindeki Bizans aşkı olduğunu kaydeden Erdoğan, CHP'nin başındaki zatın öve öve bitiremediği, "demokrasinin ve özgürlüğün sesi" olarak tarif ettiği Gezi olaylarında duvarlara, "Zulüm 1453'te başladı" sloganı yazıldığını anımsattı.

Erdoğan, Ankara'daki Malazgirt 1071 Bulvarı'nın inşasını protesto ederken, Bizans askeri kıyafeti giyen provokatörleri savunanın da bu zat olduğunu belirtti.

CHP'li Edirne Belediye Başkanı'nın astığı afişlerin geçen hafta konuşulduğunu anımsatan Erdoğan, serhat şehri Edirne'nin ismini bir kenara bırakıp, Bizans dönemindeki ismiyle hazırlanan afişlerin, CHP zihniyetinin yeni bir tezahüründen başka bir şey olmadığını vurguladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu heykeldeki Kıbrıs Türk'ü temsilcisinin yüzünün tahrip edilmiş olması da ayrı bir garabet örneğidir. Bunların İstanbul Büyükşehir adayının, Kıbrıs'la ilgili yaptırdığı heykele adadaki tüm Türklerin katledilmesini savunan Rum liderini koyması da aynı hastalıklı zihnin eseridir. Sorsanız bu yaptıkları işi, rahmetli Gazi Mustafa Kemal'in 'Yurtta sulh cihanda sulh' sözüyle izah etmeye kalkarlar. Halbuki Gazi bunlara, yurtta sulhu; ülkenizin düşmanlarını yücelterek yapın dememiştir. Tam tersine Gazi'nin, yurtta sulh sözüyle kast ettiği şey, tam da bizim seçtiğimiz 16 yıldır yaptığımız şeylerdir. Biz yurtta sulhu, öyle sloganla değil, demokrasimizi ve ekonomimizi güçlendirerek, özellikle savunma sanayimizi, ordumuzu, sınırlarımızın güvenliğini tahkim ederek sağlayabileceğimizi biliyoruz. Eğer Gazi, 'yutta sulh, cihanda sulh' ifadesi sürekli olarak geçerliliğini savunsaydı, Çanakkale'yi, Kocatepe'yi nereye koyacağız? Orada Gazi, kimlerle, ne için savaştı, o zaman gelin bunu da izah edin."

"BAY KEMAL GEÇEMEZ"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, uzunca bir süredir Türkiye'de, ülkenin ve milletin hayrına yapılan hangi iş varsa CHP'nin, hepsinin karşısında yer aldığını dile getirdi.

 CHP zihniyetinin, tek parti devrinden beri uçak ve silah fabrikalarını kapattığını, otomobil üretme girişimlerini engellediğini, altyapı yatırımlarını yasakladığını, savsakladığını, tüm hizmetleri engellemek için var gücüyle çalıştığını belirten Erdoğan,  Osmanlı döneminde başlayan, Gazi'nin de hassasiyetle sürdürdüğü demiryolu hamlesini, onun ölümüyle hemen durduranın yine CHP olduğunu söyledi.

Erdoğan, "Boğaz'daki her üç köprünün de inşasına, en büyük muhalefeti bunlar yaptı. Denizin altından Marmaray ve Avrasya tüneline en büyük muhalefeti yine bunlar yaptı. Hatta İnönü, Menderes, Boğaz'a köprü projesini ilk gündeme getirdiğinde tartışmayı, 'Yıkarız' diyecek kadar ileri götürmüştür. Daha önce köprü projesini gündeme getiren merhum Nuri Demirağ, kendisini engelleyen dönemin Başbakanı İnönü ve Bayındırlık Bakanı Ali Çetinkaya için şayet gelecekte köprü yapılırsa üzerine 'İnönü ve Çetinkaya geçemez' diye yazılmasını vasiyet etmiştir. Herhalde ben de bir vasiyet yapabilirim: Bay Kemal geçemez." değerlendirmesinde bulundu.

Keban Barajı gündeme geldiğinde CHP zihniyetinin, projeyi, "Kurbağalara göl yapıyorsunuz." diye engellemeye çalıştığını dile getiren Erdoğan, Seyhan Barajı'na ise "Köstebeklerin araziyi delerek, bendi yıkacağı" şeklinde karşı çıkıldığını anlattı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, CHP'nin, kalkınmanın temel unsuru olan enerji santrallerini yapan hükümetleri, "Ne yapacaksınız bu kadar elektriği, toprağa mı vereceksiniz?" diyerek sıkıştırdığını anlattı. Erdoğan, İstanbul'un imar çalışmaları yapılırken CHP'lilerin, Barbaros Bulvarı, Büyükdere Caddesi, Vatan Caddesi, Millet Caddesi, şimdiki E-5 gibi yollara, "Uçak mı indireceksiniz buralara" diye karşı çıktığını anımsattı. Erdoğan, Marmaray'a, Avrasya köprüsüne de muhalefet edildiğine işaret ederek, "Şayet CHP kafasına kalsaydık İstanbul'da yaşayan ve  bu şehri ziyaret eden onlarca milyon insan, Avrupa ve Anadolu yakaları arasında hala sandalla, vapurlarla geçmeye çalışacaktı." dedi.

"FAŞİST YÜZLERİ AÇIĞA ÇIKIYOR"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, varlık sebebini, medeniyet ve kültürlerine ait ne varsa hepsini yok etmek, yeni atılan adımları da engellemeye çalışmak olarak belirlemiş bir partiyle karşı karşıya olduklarını ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Biz milletin hakkının, hukukunun, özgürlüğünün alanını genişletmeye çalıştıkça bunların faşist yüzleri açığa çıkıyor. Bu ülkenin meşrebi ve duruşu belli olan Cumhurbaşkanı'nı bira içmeye, Mozart dinlemeye zorlamak faşistliğin dik alasıdır. Bu ülkenin başörtülü hanımlarına 'Suudi Arabistan'a gidin' demek faşistliğin en sefil halidir. En son iki-üç gün önce, bir konserden çıkan başı açık, başı örtülü kızlarımıza orada gelip, bu şekilde sataşıp, 'Suudi Arabistan'a gidin, burada ne işiniz var.' diyenlerin halini düşünün. Adı da neymiş sanatçıymış, buyurun. Dert başka, ne derseniz deyin, bu ülkede insanların yaşam biçimiyle uğraşan CHP zihniyetidir.  AK Parti, tam aksine bu ülkede yaşam çeşitlerini garanti altına alan bir siyasi zihniyettir. Bu milleti, 'beton kafalı, göbeğini kaşıyan adam, makarnacı, kömürcü, dağdaki çobanın oyuyla benimki bir mi?' diyerek aşağılayanların faşistliği lime lime üzerlerinden dökülmektedir. Halbuki demokrasilerde herkesin inancına, kültürüne, değerlerine saygı duymak esastır. Türkiye'de sadece bu faşistler insanları, içki içenler-içmeyenler, başı örtülüler-başı açıklılar, sakallılar- sakalsızlar diye ayırır. Yıllardır ağızlarından düşürmedikleri yaşam tarzı dayatması, sadece bu faşist CHP zihniyetine mahsustur. Bizim inancımız da töremiz de böyle bir dayatmaya izin vermez. Asırlardır her türlü farklılığı uyum içinde bağrında yaşatan Anadolu irfanı, bu durumu ayrışma değil zenginlik kaynağı olarak görür."

"CHP ZİHNİYETİ MİLLETİMİZDEN HAK ETTİĞİ DERSİ BİR KEZ DAHA ALACAK"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, CHP'nin demokrasi karnesindeki sıfırların bunlarla da sınırlı olmadığını vurgulayarak, "1946 seçimlerinden sonra Ankara'nın ilçelerinden birisinde, daha sonra CHP'den milletvekili seçilecek bir kaymakama, Demokrat Partiye oy veren köylülere eşek semeri vurduracak kadar alçalabilmişlerdir. Bu ülke neler gördü? Neresinden tutsanız elinizde kalan bu CHP zihniyeti, inşallah önümüzdeki seçimlerde milletimizden hak ettiği dersi bir kez daha alacaktır. Yeter ki biz milletimize verdiğimiz sözlerin arkasında duralım. Yeter ki biz milletimize hakim değil hadim olmaya geldiğimizi unutmayalım. Yeter ki biz AK Parti'nin milletin partisi olduğunu, milletle birlikte bugünlere geldiğini ve yine milletle birlikte geleceğe yürüyeceğini unutmayalım. 31 Mart seçimleri, inşallah milletimizle olan hasbihalimizi, gönül bağımızı tazeleme ve güçlendirme vesilesi olacaktır." diye konuştu.

Erdoğan, geçen yılın son grup toplantısında, asgari ücrete beklentilerin üzerinde zam ile birlikte istihdam teşvikleri, asgari ücret destekleri, elektrik ve doğal gazda indirim müjdeleri verdiğini anımsatarak "Her yeni gösterge, her yeni gelişme ağustos ayında ülkemizi hedef alan finansal saldırıların etkisinin yavaş yavaş ortadan kalkmaya başladığını gösteriyor. Tabii ki gidecek daha çok yolumuz var. Bütçe disiplininden, tasarruflardan, yapısal reformlardan taviz vermeden bu yolu yürüyeceğiz." diye konuştu. 

Erdoğan, her güzel gelişmeyi millete müjde olarak yansıtacaklarını belirterek bu anlayışla hazırlanan bir dizi müjdeyi de paylaştı. AK Parti iktidarlarının en önemli özelliğinin sosyal devlet olmanın tüm gereklerini yerine getirmesi olduğunu söyleyen Erdoğan, bugün de çok önemli bir sosyal devlet adımı attıklarını bildirdi. Erdoğan, "Düzenli sosyal yardım alan ihtiyaç sahibi vatandaşlarımızın aylık 150 kilovat/saate kadar elektrik tüketimlerini devlet olarak biz üstleniyoruz. Bu kapsamda yaklaşık 2,5 milyonun üzerindeki hanede, her ay ortalama 80 liralık elektrik faturasını devlet karşılamış olacak." dedi. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, kredi kartı borcunu ödemekte güçlük çeken vatandaşlara yönelik müjdeyi açıklarken de şöyle devam etti:

"Bu vatandaşlarımızın mevcut borçlarını daha kolay ödeyebilmeleri için bir imkan sağlıyoruz. Ziraat Bankası aracılığıyla ödeme güçlüğü yaşayan vatandaşlarımızın kredi kartı borçları tek bir çatı altında toplanacak. Vatandaşımız, hangi bankaya kredi kartı borcu olursa olsun Ziraat Bankası'ndan alacağı bu krediyle borcunu kapatacak. Daha sonra çok uygun şartlarda ister 24 ay ister 60 ay vade ile aylık gelirine uygun bir şekilde bu borcunu ödeyecek."

Halkbank'ın bugüne kadar esnaf ve sanatkarların uygun şartlarda finansmana erişimine öncülük ettiğini dile getiren Erdoğan, şu değerlendirmeyi yaptı:

"2002'de 154 milyon lira olan Hazine destekli esnaf kredileri bakiyesi 2018'de 31,1 milyar liraya yükseldi. Bir başka ifade ile esnafa destek 202 kat arttı. 2002'de 64 bin olan kredili esnaf sayısı 2018'de yaklaşık 7 kat artış ile 500 bine ulaştı. AK Parti iktidarları döneminde toplamda 1,8 milyon esnaf ve sanatkara 93,4 milyar lira kredi kullandırıldı. 2002 yılında esnafa uygulanan faiz oranı yüzde 47 iken bugün bu faiz oranı yüzde 5 seviyesine geriledi. Halkbank esnaf ve sanatkarların işletme yatırım kredisi ihtiyaçlarını karşılamak üzere 2019 yılında yaklaşık 350 bin esnafa 22 milyar liralık kredi kullandıracak."

Erdoğan, kurla ilgili bütün oyunlara rağmen aldıkları tedbirlerle başlayan dengelenme sürecinin etkisini esnafa süratle yansıtmak için bu tutarın 10 milyar liralık kısmını ilk çeyrekte kullandırma kararı aldıklarını dile getirerek bu uygulamanın detaylarının yarın, Halkbank tarafından kamuoyuyla paylaşılacağını açıkladı.

Sigorta prim teşviki uygulaması

İş dünyasına da müjde veren Erdoğan, "Sigorta prim teşviki uygulaması kapsamında 500 ve üzeri sigortalı çalıştıran iş yerleri için 3 puan desteği, 5 puana çıkartıyoruz. 500'ün altı sigortalı çalıştıran yerler için ise 5 puan uygulamasını aynen devam ettiriyoruz." dedi. 

Ziraat Bankasının, çiftçiye, dar günlerinde destek olmak için kredi ödemelerinde farklı erteleme, yeniden vadelendirme ve yapılandırma alternatiflerini geliştirdiğini anlatan Erdoğan, "İnşallah bu düzenlemeyle çiftçi borçlarına yıllık yüzde 11 faiz oranı uygulanarak 1 yıla kadar vadelendirme imkanı getirildi. Bu uygulama kapsamında kısa sürede yaklaşık 2 bin üreticimiz başvuruda bulundu." ifadesini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, tüm bu müjdelerin dar gelirlilere, sanayicilere, esnafa, çiftçiye ve tüm millete hayırlı olmasını diledi.

Ocak ayında tarımsal desteklemeler 

"Tarıma en ufak destek verilmedi", "Çiftçi sefil", "Arsası ellerinden alındı", "Hayvancılıkta battı" şeklindeki eleştirilere değinen Erdoğan, şunları kaydetti:

"Bay Kemal, bu ay bizi iyi takip et. Ben sana resmi rakamları açıklıyorum, iyi takip et. Ağustos ayında birçok adımları attık. Spekülatif kur saldırıları, şu, bu falan... Ama şimdi ocak ayında ödenecek tarımsal desteklemeleri söyleyeceğim. Fark ödemesi buğday, mısır ve çeltikte 550 milyon lira, buzağı desteği ödemeleri 525 milyon lira, çiğ süt desteği ödemeleri 340 milyon lira, yem bitkileri desteği 268 milyon 600 bin lira, sertifikalı tohum kullanım desteği 100 milyon lira, çevre amaçlı tarım alanı koruma desteği 84 milyon 500 bin lira, diğer desteklemeler 167 milyon 200 bin lira. Toplamda 2 milyar 35 milyon 300 bin lira. Hayırlı olsun. Başbakanlığım dönemimden bugüne kadar tarıma verilen destekleri söylemiyorum. Bay Kemal, 'Hiçbir şey verilmiyor.' diyor. Ama hiçbir zaman, ağzı var hakkı konuşmaz, gözü var doğruyu görmez, kulağı var yine duymaz çünkü kalp mühürlü." 

Erdoğan, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

"Mahalli seçimler ve ana muhalefet sorunumuzla uğraşırken ekonomiyi, tedbirleri bu noktada özellikle gayretle ele alırken, ülkemizin kadim çıkarlarını koruma görevimizi de asla ihmal etmedik." diyen Erdoğan, Suriye ve Irak'taki gelişmeler, Doğu Akdeniz, Kıbrıs, Ege meseleleri ile Karadeniz ve Kafkasya'daki hadiseleri yakından takip ettiklerini belirtti.

Özellikle Suriye meselesinde kritik bir dönemden geçildiğine işaret eden Erdoğan, Türkiye'nin, Suriye'de en başından beri ilkeli bir tutum içinde olduğunu dile getirdi.

Suriye'nin toprak bütünlüğü, Suriye halkının kendi geleceğini tayin etme hakkı, yeni anasaya ve özgür seçimler gibi konularda en başından beri aynı kararlı duruşu sergilediklerini belirten Erdoğan, "Topraklarında 3,5 milyonun üzerinde Suriyeli sığınmacıyı barındıran bir ülke olarak bu krizin en büyük insani yükünü biz üstlendik. Daha önemlisi Suriye'deki terör örgütlerine karşı gerçek anlamda mücadele eden ve başarı kazanan tek ülke Türkiye'dir." diye konuştu.

"KABULLENMEMİZ MÜMKÜN DEĞİL"

Türkiye'nin, Fırat Kalkanı Harekatı'nda hakkında o kadar efsane üretilen DEAŞ'ı, 3 bin teröristi etkisiz hale getirerek darmadağın ettiğini vurgulayan Erdoğan, şöyle konuştu:

"Kahraman askerlerimiz tarafından söndürülen DEAŞ balonu sayesinde Suriye hızla bu beladan kurtulma sürecine girdi ancak Bolton'un İsrail'den verdiği mesajı bizim kabullenmemiz, bunu yutmamız mümkün değil. Bunlar, bu ülkede benim Kürt vatandaşım kimdir? YPG, PYD, PKK kimdir? Herhalde bunları tanımıyorlar. Hiçbir zaman PKK terör örgütü, PYD, YPG terör örgütleri benim Kürt vatandaşlarımın, kardeşlerimin temsilcisi olamaz. Yani Amerika eğer bunları 'Kürt kardeşlerimiz' olarak değerlendiriyorsa burada çok ciddi bir yanılgı içerisindeler.

Biz bu terör örgütü mensuplarını ister Kürt vatandaşlarımızın içerisinden çıkmış olsun, ister Arapların içerisinden çıkmış olsun, isterse Türklerin içerisinden çıkmış olsun, eğer terörist ise gereğini yaparız, hakkından geliriz. Yani terörist olacak, 'Bunlar Kürt, bunlara dokunmayın.' Yok böyle bir şey. Teröre yeni bir tarif mi geliştirdin? Böyle bir şey olamaz. Arap aynı şey, Türklerin, Türkmenlerin içinden de bunlar çıkmış olabilir. Nereden çıkarsa çıksın, eğer terörist ise gereğini yaparız. Bu konuyla ilgili olarak John Bolton, çok ciddi bir yanlış yapmıştır. Kim bu şekilde düşünüyorsa onlar da yanlış içerisindedir. Bizim bu noktada asla taviz vermemiz mümkün değil."

"YPG, PYD, PKK İLE DEAŞ ARASINDA EN UFAK BİR FARK YOK"

Suriye'deki terör koridoru içinde yer alanlara gerekli olan dersin verileceğini aktaran Erdoğan, "Bizim için YPG, PYD, PKK ile DEAŞ'ın arasında en ufak bir fark yoktur." dedi.

Türkiye'nin, Zeytin Dalı Harekatı ile bir başka oyunu bozduğunu hatırlatan Erdoğan, Rusya ve İran ile varılan anlaşma sayesinde İdlib'de yeni bir insani krizin yaşanmasına engel olduklarını dile getirdi.

Erdoğan, "Münbiç'te uzun süre Amerika tarafından oyalandık, halen oyalanıyoruz ancak orada da önemli bir mesafe katetmiş durumdayız. Aynı şekilde Fırat'ın doğusundaki terör yapılanmasıyla ilgili kararlılığımızı da tüm dünyaya gösterdik." diye konuştu.

"TARİHİ BİR DÖNÜM NOKTASIDIR"

ABD Başkanı Donald Trump ile 14 Aralık'ta yaptığı telefon görüşmesinin, bu açıdan tarihi bir dönüm noktası olduğunu belirten Erdoğan, şunları söyledi:

"Görüşmede Trump'a, Münbiç ve Fırat'ın doğusundaki terör örgütüyle yürüttükleri ortaklıktan duyduğumuz memnuniyetsizliği açık bir dille ifade ettim. Kendisinin bu iş birliğini DEAŞ'ın bölgedeki varlığıyla ilişkilendirmesi üzerine de bunun için PKK, PYD'ye ihtiyaçları olmadığını, Türkiye'nin DEAŞ'la mücadeleyi yürütebileceğini, Özgür Suriye Ordusu ile beraber bunu halledebileceğini de ifade ettim. Bizim bu teklifimiz üzerine Sayın Trump, kendisinin zaten Suriye'den çekilme niyeti olduğunu, DEAŞ'ın kalan unsurlarıyla mücadeleyi Türkiye'nin üstlenmesi durumunda bunu derhal yapabileceğini belirtti. DEAŞ bittiğinde Amerika'nın Suriye'deki varlığına gerek kalmayacağını söyleyen Sayın Trump'a, bu konuda her türlü inisiyatif üstlenme sözü verdim."

Daha sonra ekiplere meselenin detaylarını konuşmaları talimatını verme kararı aldıklarını aktaran Erdoğan, şöyle devam etti:

"Şu hususu da özellikle belirtmek istiyorum: Amerikan yönetimleriyle daha önceden de yaşadığımız bir durum, bu görüşmenin ardından yeniden karşımıza çıktı. Biz Sayın Trump'la bu net anlaşmaya varmış olmamıza rağmen yönetimin farklı kademelerinden farklı sesler gelmeye başladı. Bununla birlikte Sayın Trump'ın Suriye konusuna bakış açısı ve buradan çekilme konusundaki kararlılığı bizim referans noktamız olmaya devam ediyor. Biz Sayın Başkan'la vardığımız anlaşma gereğince Suriye'de halen faaliyet gösteren DEAŞ unsurlarına yönelik bir askeri harekat için hazırlıklarımızı büyük ölçüde tamamladık. Aynı şekilde DEAŞ'la birlikte PYD, YPG gibi bu terör örgütlerine yönelik de adımlarımızı atmakta kararlıyız.

Çok yakında Suriye topraklarındaki bu terör örgütlerini etkisiz hale getirmek üzere harekete geçeceğiz. Bu müdahalemize engel olmaya çalışan başka teröristler de olursa elbette onların da hakkından gelmek boynumuzun borcudur. Sınırlarımızın dibinde ülkemize yönelik hazırlık yapan bir terörist güruhuna izin vermemizi bekleyenler varsa şimdiden onlara yanıldıklarını söylemek istiyorum. Türkiye'nin Suriye meselesindeki hassasiyetlerini ve kararlılığını anlamamış olanlara bu meseleyi tekrar tekrar anlatmak bizi yormaz ama hassasiyetimizi bildikleri halde terör örgütünün arkasında duranlara da diyecek iki çift sözümüz tabii ki vardır. Onu da yüzlerine karşı söylüyoruz, söyleriz. Türkiye her zaman sözünü tutan bir ülke olmuştur ve müttefiklerinden de aynı hassasiyeti beklemektedir."

Erdoğan, Suriye'de Türkiye'nin inisiyatifi arttıkça yeni yalan ve çarpıtmaların tedavüle sürülmeye başlandığına dikkati çekti.

Türkiye'nin Suriye'deki Kürtleri katledeceği iftirasını ortaya atanların aslında meselenin gerisindeki gerçeği çok iyi bildiğini ifade eden Erdoğan, bu söylemin, Suriye'deki duruma yakından vakıf olmayanların kararlarını ve uluslararası kamuoyunu etkileme amacı taşıdığını dile getirdi. 

Türkiye'nin, canlarını ve geleceklerini kurtarmak için Suriye'den gelen hiç kimseye ne dinini ne kökenini ne meşrebini ne de başka bir vasfını sormadığını ve sormayacağını belirten Erdoğan, "Şu anda Kobani'den ülkemize gelen 200 bin Kürt kardeşimizi bu ülkede kim barındırıyor? Batı mı barındırıyor, bir başkası mı barındırıyor? Onlar, şu anda bizim güvenlik şemsiyemizin altında ülkemizde yaşıyorlar. Bunu görmeyeceksin, geleceksin 'Kürtleri öldürmeyin' diyeceksin. Hangi Kürt öldürüldü,  teröristten başka. Teröristleri öldürmek için  ne gerekiyorsa yaparız; Cudi'ye de gireriz, Gabar'a da gireriz, Tendürek'e de gireriz ve gereğini yaparız.  Geçmişte de aynısını yaptık, bundan sonra da yapacağız. Ne dedik, inlerine gireriz ve giriyoruz." diye konuştu.

Irak'ta, eski Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin, Irak'ın kuzeyine dönük bir saldırı başlattığında, canlarını kurtarmak için Türkiye'ye sığınan yarım milyon insana hiç tereddüt etmeden sınırlarını açtığını anlatan Erdoğan, Beşşar Esed yönetimi, Suriye'de insanlara baskı yaptığında kökenlerine ve meşreplerine bakmadan hepsinin hakkını, hukukunu Türkiye'nin savunduğunu söyledi.

Her kim ki mazlumu "Türk, Kürt, Türkmen, Arap, Ezidi" diyerek yaftalıyorsa, onun zalimin ortağı olduğuna işaret eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bizim için bölgemizdeki her bir insan, bin yıldır aynı ekmeği yediğimiz, aynı suyu içtiğimiz, aynı sevinci, kederi paylaştığımız kardeşimizdir. Türkiye hiçbir yere, bir toplumu veya masum insanları yok etmeye gitmez, Türkiye sadece yaşatmaya gider, huzur vermeye gider, güven sağlamaya gider, kalpleri fethetmeye gider. Tek istisnamız terör örgütleridir, teröristlerdir.  Nasıl Arapların içinden teröristler çıkıyorsa, Türklerin içinden teröristler çıkıyorsa elbette Kürtlerin içinden de teröristler çıktı, çıkıyor. Bu durumda biz yine teröristin kimliğine bakmıyoruz. Sadece elindeki silahı kime yönelttiğine, gerçekleştirdiği eyleme, döktüğü kana, yaptığı zulme bakarak teröristleri masum halktan ayırt ediyoruz.

Geçtiğimiz yıllarda yılbaşı gecesi, bir eğlence merkezini basan, 39 kişiyi öldüren DEAŞ'lı ile Beşiktaş'ta bombalı saldırı gerçekleştirip 46 vatandaşımızı katleden PKK'lının bizim gözümüzde hiçbir farkı yoktur. Sınırlarımızın ötesinden bomba atarak, roket atarak, uzun namlulu silahlarla ateş ederek, vatandaşlarımızın canına ve malına kastedenlerin kim olduğuyla değil ne yaptığıyla ilgiliyiz. Biz Türkiye nüfusunu etnik kökenlerine göre asla ayırmadığımızı gibi komşularımıza da kesinlikle aynı gözle bakmadık, bakmayız. Bunun için Suriye'de, Türkiye'nin Kürtleri hedef aldığı yalanı en alçak, onursuz, en çirkin, en bayağı iftiradır."

Türkiye'nin, DEAŞ'ın Ayn El-Arap'a saldırdığında, buradan kaçan 100 binin üzerindeki kişiye sınırlarını ve yüreğini açmakta tereddüt etmediğini vurgulayan Erdoğan, "Üstelik bunların içerisinde, ülkemize sızmaya çalışan teröristlerin bulunma ihtimaline rağmen bu erdemli tavrı gösterdik. PKK, PYD bu şehri ele geçirdiğinde, bu kardeşlerimizin 100 bine yakını ülkemizde kalmaya devam etti. Çünkü, onlar da biliyorlar ki bir terör örgütü gidip yerine bir başka terör örgütü geldiğinde ne canları, ne malları, ne namusları güven altında olmayacaktır. Nitekim öyle de oldu." ifadelerini kullandı.

"PKK/ PYD'NİN DEAŞ'LA MÜCADELESİ DE KOCA BİR YALANDAN İBARETTİR"
 

Bölücü terör örgütünün, Suriye'de nereye hakim olduysa orada insanlara zulmettiğini, mallarını ellerinden aldığını, çocuklarına musallat olduğunu, baskı, tehdit ve şantajla insanları huzursuz ettiğini aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, "PKK/ PYD'nin DEAŞ'la mücadelesi de koca bir yalandan ibarettir. Bu iki örgüt arasındaki kavga, ilke değil çıkar kavgasıdır. DEAŞ gidip PKK/PYD geldiğinde masum insanlar açısından, araçların ve binaların üzerindeki paçavralar dışında değişen hiçbir şey olmamaktadır. Türkiye'nin bu iki örgütünü birlikte hedef alması, etnik veya dini bir husumetten değil tam tersine teröristlere karşı izlediği politikadan kaynaklanmaktadır. Amerikalı ve Avrupalı dostlarımıza da aynısını tavsiye ediyoruz." dedi. 

Erdoğan, Suriye halkını ne rejimin katliamları ne de terör örgütlerinin zulmü altında bırakmanın kendilerine yakışmayacağını söyledi.

"SARI YELEKLİLER İÇİNDE PKK VAR"

"Fransa'da sarı yeleklilerin içlerinde PKK var. Acaba bunu hiç incelediler mi araştırdılar mı? Biz buradan biliyoruz. İçinde PKK'lılar var. Bu gerçeği görmeleri lazım." diyen Erdoğan, şöyle devam etti:

"Yarın diğer ülkelerde de aynısı olacak. PKK denilen terör örgütü, onlardan besleniyor, onlardan gücünü alıyor. Bumerang gibi. Bize akıl verenler önce kendi durumlarını bir test etsinler. Bu sürecin insani yükünü tek başına omuzlayan bir ülke olarak, hiç kimse bizden kendi güncel çıkarları için beka meselemizden vazgeçmemizi beklememelidir. Biz istiklali ve istikbali için 15 Temmuz'da topyekun ölümü göze almış bir millet olarak, Suriye'de de diğer bölgelerde de yapmamız gereken ne ise onu hayata geçirmekten geri durmayacağız. Aynı bedeli göze alan varsa, buyursun çıksın karşımıza."  

Bir öğrencisi tarafından öldürülen akademisyen Ceren Damar Şenel'e rahmet dileyen Recep Tayyip Erdoğan, grup toplantı salonundaki vatandaşlarının "engelli öğretmen atama istiyor" sloganları üzerine "Atamaları daha yeni yaptık, hiç haberiniz yok galiba, takip etmiyorsunuz. Bir ay bile olmadı, 5 bin engellinin atamasını yaptık." ifadelerini kullandı. 


Politika Haberleri