Ekonomi ve İslam

Ekonomi ve İslam

Yüce Dinimiz İslam’ın bir hukuki yönü bulunduğu gibi, elbette ki ekonomik yönü de bulunmaktadır. 

İslam Dinimiz, ticareti serbest kılmış, faizi yasaklayarak, vergi ve zekât esasları uygulanır diyen hükümler manzumesini insanlığa sunmuştur. Böylece kıyamete kadar devam edecek ve yaşayan insanlığa farklı ekonomik bir sistem ve bir model getirmiştir.

Meşru üretim yani helal üretimi serbest kılarak insanlığı helalde buluşturma adına emir ve nizamlarını sıralarken, gayrimeşru üretimi yani dinin haram kıldığı üretim çeşitlerini yasaklamıştır. Malı yaratan Yüce Allah, bireyin, fertlerin ve milletin yönetim ve denetimine bırakmıştır. Para ve paraya ait işler ise yani para politikası devletin yönetim ve denetimi altındadır. Toplumda yaşayan bireyler üretimde ihtiyaca binaen bir programa göre yetkili makamdan izin alarak istedikleri malları üretirler ve piyasaya arz ederler. Piyasaya arz edilen malın fiyatı İslam’a göre belirleneceği yer pazar olmakla beraber aşırı kar elde etmek amacıyla firmalar arası antlaşarak vatandaşı sömürmeyi haram kılmıştır.  Üretimde mülkiyet esastır. Herkes ürettiğine sahip olur. İslam ekonomisinde mutlak mülkiyet yok, sınırlı bir mülkiyet anlayışı vardır.

Yeryüzünde insanlar ihtiyacı olan malları kâinatta hazır olarak bulmazlar; onları tüketecek hale getirebilmeleri için emek harcamak zorundadırlar. Bu nedenle insan kendisinden sadece emeğini satabilir; emeğinin dışında, kendisinden hiçbir şeyini bir bedel karşılığında satamaz. Bu sebeple emeği harici vücudundan herhangi bir organını ancak bağışlayabilir. Asla satamaz, satarsa insan onur ve şerefini ayaklar altına almış ve haram kazanca sirayet etmiş olur. İnsan Allah'ın halifesi yeryüzünde tayin edilmiş memuru olduğu için, hayvan, bitki ve cansız tüm yaratıklardan ayrılır. Hiçbir varlık ona ve onun bir cüzüne bedel olamaz. Ona ait her şey ve onun her organı haramdır dokunulmazdır. Bizi en güzel bir yaradılışla yaratan Yüce Mevlamız insanoğluna büyük bir değer ve şeref vermiştir.

Yüce Dinimizin koyduğu kurallar bir bütündür. Serbest olan bir malın üretimi normal şartlar altında yasaklanamayacağı gibi, yasak ve haram olan bir malın üretimi de serbest hale getirilemez. Kim bunun aksini savunursa o zaman dinin kurallarını ihlal etmiş ve kendine yazık edenlerden olmuş olarak dünyaya yaşamını ucuz bir ticaretle ahiret yaşamına tercih etmiş olmuştur.

Yüce İslam Dinimizin esas ve kuralları göz önüne alınarak ticaretin toplumsal hayatta çok geliştirilmesi teşvik edilmiştir. Allah Rasülü rızkın on da dokuzunu ticarette olduğunu bize haber vermesi asla boşuna değildir. Döner sermayeye vergi uygulanarak yatırıma teşviği sağlanmış olur. Böylece sermaye hep üretime dönük bir süreç içinde faaliyet göstermiş olur. Sermayenin tekellerde toplanmasını önlemek için üretim dolayısıyla meydana gelen rantın toplumun bütün katmanlarına adil bir şekilde dağılımı sağlanır. Sermayenin belirli kimselerde bazı katmanlarda toplanmasına en güzel devletin vergi ve diğer bir takım teşvikleri ile İslam sermayenin bütün halk katmanlarına adilane bir şekilde dağıtılmasını şiddetle emretmektedir.

Bir İslam ülkesinde özellikle sermaye dağılımı vücuttaki kan gibi dengeli bir biçimde olmalı; toplumun bir kesiminde yığılan zenginlikler, vergi-zekât ve sadaka-hayır yollarıyla diğer kesimlere dağılmalıdır. Aksi takdirde toplumsal yaşamın sıkıntılarla ve yaşamsal anlamda kaostan kurtulması mümkün değildir. Zira atalarımız yıllar öncesinden “ Biri yer biri bakar kıyamette ondan kopar” betimlemesi asla boşuna söylenmemiştir.

Yeryüzünü bize yaşam merkezi kılan Yüce Mevlamız, yeme, içme, giyme ve barınma gibi bir takım temel ekonomik ihtiyaçlarımıza sahip olan insanoğluna, eşyadan faydalanarak bahsi geçen bu ihtiyaçlarını gidermeyi emretmiştir.  Böylece yeryüzüne hâkim olan insan yeryüzünde yaşamını sürdürebilmesi için üretime yani ekonomiye önem vererek hayatını sürdürmesi zorunluluğuyla karşı karşıya gelmiştir. Birçok peygamberin dünya yaşamı içerisinde ekonomik faaliyetin içinde olduğu düşünüldüğünde bugünün birçok sanayi ve ticaret erbabı helal ekonomik faaliyetler içinde ise o zaman peygamber mesleği ifa ettiğini hemen söyleye biliriz.

Rabbimizin yeryüzüne halife olarak atadığı insan sahip olduğu malları ya bireysel ya da toplumsal bir fayda ve ihtiyaç için harcar. Gelişmiş toplumlarda iş bölümü ve ihtisaslaşma vardır; herkes bir mal üretir, ihtiyaç duyduğu diğer malları da başkalarından alır. Kendisinin ürettiği malı verir, başkalarının ürettiği malı alır. İşte değer bakımından birbirine yakın veya eşit olan malların karşılıklı olarak değiştirilmesine mübadele denir. İşte böylece toplumsal yaşam içinde yaşayan insanlar arasında ticaret gelişir ve rızıklar toplum bireyleri arasında dengeli bir şekilde dağılmasına vesile olurken bu sayede bu ticaret bilinçli yapıldığı takdirde de herkes sadaka sevabına nail olurlar.

Yüce dinimiz ekonomik faaliyetlerin hızlı ve nizamlı bir şekilde artırılmasını emreder. Daha doğru İslam Dini Müslümanların zenginleşmesi alan el değil veren olmamızı emreder. İslam ekonomisinde bir mal ile başka bir malın değiştirilmesi caiz olduğu gibi, para karşılığından satın almak da caizdir. İslam’da ekonomi karşılıklı alış verişlere, bedelleşmeye dayanır. Faiz, bedelsiz ve karşılıksız olduğu, vermeden almak gibi bir akit olduğu için gayri meşru ve haram sayılmıştır. Çünkü faiz, karşılıksız olan fazlalığın adıdır. Ticaret yapmak risk taşıdığı için kâr helal kılınmıştır. Faiz yasak, ticaret serbest ve vergide zekât sistemi İslam ekonomisinin temelini teşkil eder. Yüce Rabbimiz biz insanoğlunu yaratan ve yaşatan olması hasebi ile insanı en iyi tanıyan olması hasebi ile ona en uygun yaşam standartını önüne yine Yüce Mevla sunmaktadır.

Yüce Dinimiz İslam mübadeleye tarafların hukukunu korumak amacıyla birtakım esaslar getirmiştir. İslam, para ile mübadele çağında geldiği için, malların pazarda serbest piyasa ile değerini bularak satılmasını isteyerek, para ile mübadeleyi teşvik etmiştir. İslam'da para altın ve gümüştür yada bunların karşılığında basılan kağıt ve diğer paralardır.

Dinimizde ekonomik olayların temelinde rıza dediğimiz gönülde meydana gelen hoşnutluğun bulunması gerekir. Bu nedenle mal mübadelesi, ücret ve kâr gibi bütün ekonomik faaliyetlerde rızanın bulunması şarttır. Rıza dışı alış-verişler ve her türlü ekonomik muameleler gayri meşrudur. O yüzden bütün bireyler bütün yaptıklarını kendi gönül rızalarıyla edip tutacaklardır. Böyle bir ortamda alan da satan da memnun olur. Çünkü her ikisi de amacına ulaşmış, birisi para sahibi olmuş, diğeri de mal sahibi olmuştur.

İslam da fiyatlanma pazarda olması hasebiyle devletin pazara müdahalesini hoş karşılamaz. Ancak fiyat oluşumunda maliyetlerin oluşumuna dikkat ederek pazar ve pazar  dışı fiyatların oluşumuna adilane olarak müdahaleler ederek vatandaşın haksız kazanç elde etmesine mani olur. Kişilerin rızası şart olduğu için devlet normal şartlar altında fiyatlara müdahale edemez. Fiyatlar serbest piyasa şartları içerisinde kendiliğinden oluşur. Devlet, ancak denge bozulup tekeller meydana geldiği zaman artık zaruri olarak müdahalede bulunabilir.

İslam ekonomisinde haksız yere birilerinin malını yememek, ihtikâr ve karaborsa yapmamak, müşteri kızıştırmamak, pazarlık üzerine pazarlık yapmamak, çaresiz kalan kişinin malını düşük bir fiyatla almamak, üretici ile tüketici arasına girerek artı değer yaratmadan durumu fırsat bilerek kazanç sağlamamak gibi mübadeleye esaslar getirilmiştir.

           Mehmet Emin YAĞMUR          
         Turgut Özal Anadolu Lisesi         
Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni
                                         Tuşba/VAN
               İlahiyatçı- İktisatçı                

         yagmurhoca@hotmail.com        

Yazar Yazıları Haberleri