LGBT Aileyi Tehdit Ediyor

LGBT Aileyi Tehdit Ediyor

Hasan YAĞMUR (Malatya Gerçek Haber)

 

Hafta içinde bir yerden düğmeye basılmış gibi-ki öyle-birçok CHP’li belediye, eşcinsellerin ‘onur haftası’ sebebiyle LGBT yanlısı paylaşımlar yaptılar. Her şeyin çok güzel olduğuna(!) Mustafa Kemal’in askerlerinin Freddy Mercury’nin askerlerine nasıl evrildiğine tanık olduk. Seçim kampanyası sırasında bu konuya hiç girmeyen CHP’nin, seçim sonrası seçmenlerinin görüşünü dikkate almadan ‘toplu duruş’ sergilemesi ilginçti.

 

Atılan tweetlerdeki aşk, sevgi, özgürlük, barış söylemleri, eşcinsellik sapkınlığının kılıfıdır. LGBT yanlılarının bu yıl için dünyadaki sloganı olan, “Öfkenizi kaybetmeyin, sessiz kalma zamanı bitti” ifadesi, bu ‘sevgi pıtırcığı’ paylaşımların sahteliğinin deşifresidir. “Sevgi kazanacak” diyerek, ahlâk değerlerimize ve kutsallarımıza savaş açılmıştır.

 

LGBT yancılarının istediği özgürlük değil, toplumun ahlâk sınırlarının kaldırılmasıdır. LGBT hareketi tüm dünyada aynı dönemde plânlanıp uygulamaya konulan küresel bir “kimliksizleştirme” projesidir.

 

Küresel şeytanî/karanlık odaklar tarafından dayatılan eşcinsel ahlaksızlık, LGBT eliyle halkın manevi değerlerini hiçe sayarak ahlâksızlığı sıradanlaştırmaya çalışıyor, neslin devamlılığını sürdürmeyi, kısacası en çok da aileyi tehdit ediyor.

 

Egemen güçler, müdahale edemedikleri izole alanlar oluşturmasından dolayı aile konusunda rahatsızlar. TV, eğitim süreci, okul, sanal ortam, iş dünyası, askerlik yani hayatın her alanı egemenlerin kontrolü altında olmasına rağmen; aile, egemenlerin öğretilerini hiç umursamayıp dilediği öğreti ile çocuk yetiştiren bir alan var ediyor çünkü.

 

Geleneksel aile, kalabalık nüfusu/atıkları üreten mekanizma ve bu yüzden de egemenlerin en önemli hedefi. Mevcut aile modelinde çiftler herhangi bir makamın kontrolüne tabi olmadan diledikleri zaman ve diledikleri sayıda çocuk yapabiliyorlar. Bu da nüfusu egemenlerin kontrolünden çıkarıyor. Öncelikle mevcut aile modelinin değiştirilip, idarecinin izni olmadan çocuk edinilemeyen birliktelik formlarına geçilmesi gerektiğini düşünüyorlar ve yeni/farklı aile formlarını toplumlara dayatıyorlar.

 

Bunun için ailenin tanımı dahi değiştirildi: Kadın, erkek ve çocuktan müteşekkil aile “geleneksel aile” olup, geçmişi ifade eden bir değere dönüştürülürken, “modern aile”; çocuğun aileye ancak dışarıdan transfer edilebildiği yeni aile formları olarak kabul edildi. Böylece toplumların bu “farklı aile formları”na yönlendirileceği sürece girilmiş oldu. Bu sürecin anahtar kelimesi, “Toplumsal Cinsiyet Eşitliğidir. (1)

 

Yazar Ufuk Coşkun'un bir yazısında, "21.yy dünyasının kurgucuları çocuk ile aile, devlet ile vatandaş, insan ile toprak, insan ile ruhu arasındaki bağı kopartıp tüm geçmiş tarihi ve kültürel birikimi de dejenere ederek, zihinlere yeni bir format atarak, yeni kavramlarla dünyayı/evreni gerçekliği açıklama ve algılatma peşindeler. Aile değerlerinin yıkıma uğratılacağı, geçmiş tarihi ve kültürel mirasın tamamen hafızadan silineceği, İslam’ın tasfiye edilip yerine ortak bir insanlık dininin temellerinin atılacağı yepyeni mekanik, teknik, dijital bir dünyaya doğru yol alıyoruz" ifadeleriyle uyardığı gibi, küresel güçlerin temel amacı, dünya nüfusunu azaltmaktır.

 

Toplumu ortak ahlâk ve ortak değerler bir arada tutar. Bunlar ortadan kalkarsa toplum yozlaşır, dejenere olur, çöker, parçalanır, yok olur. Toplumun adeta genleriyle oynayan bu proje, aile yapısının altını oyma çabasıdır. Aile devletin en küçük, en temel birimidir, toplumun özüdür.

 

Aile yapısı ne denli güçlü ise, millet ve devlet yapısı da o derece güçlü olur. Yapısı çökerek, manevi değerlerini kaybeden ailelerin oluşturduğu devletlerin güçlü olması mümkün değildir. Çünkü dejenerasyon aile ortamlarıyla sınırlı kalmaz, toplumdaki diğer kesimlere de yayılır. Ahlâken çukurlaşan ailelerden oluşan toplumlar yerin dibine batar.

 

Aile, toplumun mayasıdır, en küçük yapı taşıdır. Toplumu ayakta tutarak geleceğe taşıyan en önemli unsurdur. Kültürün sonraki nesillere aktarılmasında ve milli şuurun oluşmasında en büyük rol ailenindir. O çökerse; din gider, ahlâk gider, maneviyat gider. Aile, toplumun son kalesidir.

 

Aile, dünümüz, bugünümüz ve yarınımızdır. Her şeydir aile; boşluk kabul etmez. Yapısındaki boşluklar nedeniyle ailesiyle iletişimde zorlanan ve bu yüzden psikolojik bozuklukları olan gençlere, alternatif ‘aile sıcaklığı' sunmak yoluyla eşcinsel kimlik kazandırılıyor. Eşcinselliğin biyolojik bir durum olduğu teziyle beyinleri yıkanan gençler eşcinsel bir hayatın içine itiliyorlar. Eşcinsel arkadaş gruplarına giren gençler grup kimlikleri ile ödüllendiriliyor ve sosyal normlara uymak için eşcinselliği tercih ediyorlar.

 

“Eşcinselliğin yaygınlaşması; eşcinsel evliliklerin yasallaşması, evlat edinme hakkı, sperm bankaları ve taşıyıcı annelik gibi nesebin sıhhatinin bozulması ve bu nedenle zaman içerisinde insanların kendi anne-babaları ve hatta öz kardeşleri ile evlenme tehlikelerinin bulunduğu bir ortamı da beraberinde getirecektir. Ayrıca, söz konusu konularda hak elde etmek isteyen kişilerin Hollanda ve ABD gibi yerlerde yasal evlilik gerçekleştirdikleri halde tek eşli hayat sürmemeleri, eşcinselliğin kağıt üzerinde iddia edildiği gibi aile kavramı ile yan yana gelemeyeceğini ortaya koymaktadır. Tüm bunlara ek olarak, eşcinsel evliliklerde taşıyıcı annelik gibi yöntemlerle dünyaya getirilen ya da evlat edinme yoluyla sahiplenilen çocukların, anne-baba ile özdeşim kurma süreci engellenmiş olmaktadır ki bu durum çocuklar için sağlıklı bir gelişimsel süreç yaşanmasını imkânsız kılmaktadır. Böyle bir durumda, anne-babalı bir ailenin çocuğu olarak ebeveyni ile özdeşim kurma şansını kaybeden çocuklar, toplumsal hayata uyum sağlama ve sağlıklı bir cinsel kimlik edinme anlamında engellenmiş olmaktadır.” (2)

 

Şeytanî sistem özellikle son yıllarda gençliğe sapkın bir dünya sunmayı dozunu sürekli artırarak sürdürüyor. Evlilik dışı ilişkilere ve sorumsuzca yaşamaya özendiren, eşcinselliği legal hale getirmeye çalışan, toplumda sapkınlığı normalleştirmeye çalışan anlayış konusunda gençler ciddi uyarılmalı.

 

Yazar Murat Akan’ın uyardığı gibi; gençler için ailenin önemini vurgulayan kamu spotları hazırlanmalı, din, vatan ve milli kahramanları sevdirecek sosyal medya hesapları kurulmalı, küreselcilerin “Kimliksizleştirme” projesini anlatan haberler yaptırılmalı, Türk kimliği, örfü ve adetleri ders olarak okutulmalı.

 

Diyanet İşleri Başkanı bu konuda bir açıklama yaptı. Ancak toplumda giderek yaygınlaşan bu sapkınlığın dini ve ahlâki açıdan zararlarını daha fazla dile getirmesi, toplumu bilinçlendirme çalışmalarına daha fazla katkı sağlaması yerinde olacaktır.

 

Başta aileler çok bilinçli olmalı. Çocuklarına hayatın amacının yalnızca yemek, içmek, eğlenmek, iş sahibi olmak, para kazanmak olduğunu telkin eden ve sürekli bu konularda şikâyet içinde olan anne babalar, "Ne olacak bu gençlerin hali?” diye sormak yerine, “Biz nerede hata yaptık?” diye düşünmeli, sorgulamalı, öncelikle kendilerini gözden geçirmeli. Çünkü gerçekten 'ateş' gençleri çağırıyor.

 

“Allah düşüncesi, yurt ve millet sevgisi, ahlak duygusu ve aile bağları yıkıldıktan sonra geriye ne kalır? Her yabancı istilayı kabule hazır, hayvanlaşmış bir yığın… Sözün kısası: Kendimize dönelim. Ahlak, edebiyat, musiki, giyim, zevk, yemek, eğlence, hukuk, aile, görenek, gelenek ve her şeyde milli olalım." (H. Nihâl Atsız)

 

LGBT paylaşımları altında, “İnsan seçimleri, renkleri ve hissettikleriyle hep en değerlidir” diyenler, altta linkini bıraktığım videodan masum çocuklara nasıl LGBT telkini yapıldığını, verilen trans ‘eğitim’ini izlesinler. Çocukları, gençleri, insanlığı tehdit eden tehlikenin ürkütücü boyutlarını hissederler belki!

 

Yazar Yazıları Haberleri