Riya

Riya

Riyakârlık, Kuran dışı ve nefsani bir ahlâk özelliği. Rabbimizin bizden istediği, nefsani bu zayıflığın yerine, dürüstlüğü ve samimiyeti yerleştirmemiz.

Riyakar kişi, içi ve dışı farklı olan kişidir. İçinden geçirdiği düşüncelerle, sergilediği davranışlar aynı değildir; tavırları samimiyetsiz ve yapmacıktır. Bu ikiyüzlü tavır, insanı samimiyetten alıkoyar ve imanı tam olarak yaşamasını imkânsız hale getirir.
 

Oysa Yüce Allah, insanlara her şeyden daha yakındır. “Göklerde ve yerde olanların tümünü bilir; sizin saklı tuttuklarınızı da, açığa vurduklarınızı da bilir. Allah, sinelerin özünde saklı duranı bilendir. (Teğabün Suresi, 4) ayetiyle hatırlatıldığı üzere, Allah kullarının içinde olanı bilir. Kişinin bu samimiyetsiz, riyakar davranışları Allah’ın kudretini gereği gibi takdir edememekte olduğunu gösterir. Zaten bu kişinin amacı Allah’ın değil, insanların hoşnut olmasıdır. Riyakar davranışlarıyla diğer insanların takdirini toplamayı başarabilir belki ancak o kişinin ahiretten yana nasibi olmaz.
 

“Ama ahirettekine (göre), bu dünya hayatının yararı pek azdır." (Tevbe Suresi, 38) Dünya hayatında sahip olunan şeyler, ahiret hayatındakilerle kıyaslanamayacak kadar önemsizdir.
 

Müminin ise sevgi beklentisi içinde olduğu tek varlık Allah’tır. Çevresindeki insanların kendisini sevmesini sağlayacak olan da yalnızca Allah’tır. Yaşamını Allah rızası üzerine kurmuş olan samimi mümini, diğer müminler de severler. Allah, ”… O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp-ısındırdı ve siz O'nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız…” (Al-i İmran Suresi, 103) ayetinde bildirdiği gibi, Kendi yolunda olan müminlerin kalplerini ısındırır. Her işinde Allah’a yönelen ve Allah yolunda çaba gösteren bir müminin Allah’ın hoşnutluğunu kazanması, insanların da hoşnutluğunu kazanmış olması anlamına gelir; sahte, riyakâr bir tavra ihtiyacı yoktur. Çünkü insanlar arasında sevgiyi var eden de Rabbimizdir:

İman edenler ve salih amellerde bulunanlar ise, Rahman (olan Allah), onlar için bir sevgi kılacaktır. (Meryem Suresi, 96)
 
Kuran'ı iyi bilen, zeki ve tecrübeli bir kişi başkalarının dini konulardaki hatalarını ve eksikliklerini en ince ayrıntılarıyla teşhis edebilir. Onları bu konularda uyarabilir. Bu makbul bir özelliktir, ancak bunu yapmak kişinin aynı hata ve günahları kendisinin işlemesini meşru hale getirmez. Tam tersine başkalarına yaptığı uyarıdan kendisinin de öğüt alması ve aynı hataları yapmaktan önemle kaçınması gerekir. Aksi takdirde başkalarına yaptığı uyarılar bir ecir değil, ahirette kendi aleyhinde bir delil olarak karşısına çıkabilir.
 

Bir hatayı, başkasını uyaracak kadar iyi teşhis edebilen bir kişinin, aynı hatayı kendi nefsinde teşhis edememesi gibi bir durum mümkün değildir. Elbette ki kendi hata ve günahının da farkındadır. Bu ise onun samimiyetsizlik içinde olduğunu gösterir. Örneğin yalancı birinin insanları doğruluğa; riyakâr birinin insanları samimiyete, namaz kılmayan birinin insanları namaza davet etmesi büyük bir samimiyetsizlik ve ikiyüzlülük örneğidir. Kur’an’da bu tür kişilerin "yine de akıllanmayacak mısınız" sözleriyle uyarılmaları da, söyledikleri şeyleri önce kendilerinin uygulamaları gerektiğinin açık bir göstergesidir.
 

Riyakâr karaktere en uygun örnek münafıklardır. Münafıkların, Kur’an'a ve müminlere karşı tavırları ise son derece riyakârcadır. Kuran'ın ayetlerinin bir kısmına uyar, bir kısmına uymazlar. Kıstasları nefisleridir. Mallardan infak etme ya da kardeşinin nefsini kendi nefsinden üstün görme gibi nefislerine ağır gelen hükümlerden rahatça yüz çevirirler. Farz olan birçok hükmün uygulamasında gevşek davranırlar, bazılarını ise kimse görmüyorsa hiç yerine getirmezler.
 

İkiyüzlü ve hilekârdır münafıklar, onun için güvenilmezdirler. Ahlâkları bozuktur. “Gerçekte biz iyiliğinizi isteyenleriz, Allah rızası için konuşuyoruz, imanınızı iyiliğinizi istiyoruz, duacıyız” deseler de için için müminlerden nefret ederler.
 

Münafıklar isyankar, kibirli, bencil, asabi, yalancı, riyakâr, dengesiz ve her türlü kötülüğü yapmaya hazır kişilerdir. Menfaatleri söz konusu olduğunda anne-babalarını bile tanımazlar. Dünya hırsı içlerini kaplamıştır. İstediklerini yapmakta hiçbir engel tanımazlar. Karşılarına çıkan engelleri aşmak için her türlü sahtekârlığı, ikiyüzlülüğü, ahlâksızlığı yapar, bunda da sınır tanımazlar.
 

Bu sahtekârlar, Kur'an ayeti olmayan uydurma hükümlerle, zan ve tahminle konuşurlar. Onlar yalnızca bir zanna uyarlar ve onlar ancak 'zan ve tahminde bulunarak yalan söylerler.
 

Riyakâr hareketlerin temelinde ayrıca, insanlar üzerinde manevi bir otorite kurmak, hürmet edilen, çekinilen, sözü dinlenen bir kimse olmak gibi Kur’an dışı sapkın düşünceler yatar. Bu şekilde davranan bir kimsenin asıl amacı Allah'ın sınırlarının ve dinin menfaatlerinin korunması, bâtılın yok olması, müminlerin hata ve günahlarının düzelmesi değildir elbette. Yaptığı uyarıları, o hataların işlenmesine karşı olan hassasiyetinden ve Allah korkusundan yapıyor olsa kuşkusuz aynı günahları işlemekten en fazla kendisi sakınır. Kur’an’ın uyarısını göz ardı etmez, başkalarına iyiliği emrederken kendisini unutmaz.
 

İnsan çıkarcıysa, menfaate kilitlenmişse mecburen samimiyetsiz olur. Samimi olmaya çaba gösterse bile onun rolünü oynar, kurtulamaz. İnsan ancak kendini Allah’a halisane teslim eder, samimi Müslüman olmaya gayret eder, hayatını kararlılıkla Allah için yaşamaya niyet ederse riyadan kurtulup, samimiyeti kazanabilir.
 

İnsanın nefsinin diğer tüm telkinleri gibi, bu telkinine de aldanmaması ve samimiyetini zedeleyecek düşünce ve tavırlardan uzak durması gerekir.

"Kim ibadetlerinde riyakârlık ederse, Allah onun riyakârlığının cezasını verir. Kim ibadetlerini gösteriş için halka işittirirse, Allah onun niyetini halka işittirir." (İbn-i Mace)

Yazar Yazıları Haberleri