Hz. Musa (A.S)’a Allah nerede?
 
Diye sordular.
 
            Hz. Musa: “Allah’ım! Seni nerede arayayım?”
 
            Rabbimiz. “Beni gönüllerde ara.” Buyurdular.
 
            İşte zamana ve mekâna sığmayan Allah anacak mü’minin kalbine sığar.
 
            Allah’ın nazar ettiği, Yani kişi Rabbimizin rabıta kurduğu gönül kabesini yıkmamalıdır. Onu incitmemeli ve onu kazanmalıdır.
 
            Yüce Rabbimiz, ilahi emirler gönül kazanmaya sevk eder, insanı gönül kazanmaya davet eder.
 
           
“Kötülük ile iyilik bir olmaz. Sen kötülüğü en güzel haslet ne ise onunla önle. O zaman görürsün ki, seninle arasındaki düşmanlık bulunan kimse bile sanki dostun olmuştur.” Fussilet – 34
 
            Hiç iyilikle kötülük bir olur mu? İyilik ayrı, iyilik insanı cennete götürür. Kötülük ayrı, kötülük insanı cehenneme götürür.
 
            Bu yollar çok ayrı, gayesi ayrı, hedefi ayrı
 
            Biri Allah rızasına götürür, diğeri şeytanın rızasına götürtür.
 
            Kötülüğü de iyiliği de muamele edilmesini emrediyor.
 
            İyilik her kişinin karı, kötülüğe iyilik her kişinin karı, dinimiz mü’minlerin bırakıp kalp kırmamayı, gönülleri kazanmayı emrediyor.
 
            Siz mallarınızla herkesi memnun edemezsiniz. Öyle ise onları güler yüz ve güzel ahlakla memnun etmeye çalışın. Gönül para ile satın alınamaz.
 
            Biz öyle bir Resulün Ümmetiyiz ki: “O’nun huzuruna gelen kâfirler bile güler yüz ile karşıladı.”
 
            Kâbe’yi Halil İbrahim Peygamber yaptı.
 
            Fakat gönül Yüce Allah’ın nazar ettiği yerdedir.
 
            İnsan gönlü bu derece önemlidir. O çok hassastır. Kâbe’den bile kıymetlidir.
 
Hz. Ömer Kâbe’ye bakarak şöyle dedi:
 
            “Seni 10 defa yıksam da insanın kalbini bir defa yıkmasam.”
 
            Gönül kazanmak nasıl bir vazife ise, gönül kırmak da o derece fena bir harekettir.
 
            Hz. İbrahim (A.S)’a bir misafir geldi. Ona yemek yedireceği sırada, hangi dine mensup olduğunu sorar. Misafirin Mecusi olduğunu öğrencice onu hemen evden kovar.
 
            Bunda Allah Hz. İbrahim’e vahyeder:
 
            “Ey Benim Halil’im, senin o kovduğun ihtiyar misafir var ya, tam 70 yaşındadır. Ben onun rızkını 70 senedir ben kesmiyorum. Beni tanımadığı halde, bana iman etmediği halde, 70 yıldır bir gün olsun rızkını kesmedim. Ama sen bir günün bir öğün yemeği çok gördün?”
 
            İbrahim (A.S) hatasını anlar, koşar adama yetişir, tutar ve bırakmaz.
 
            “Gel seni misafir edeceğim.”  “Adam, misafir edecektin de niye kovdun?”
 
            “İbrahim (A.S) aldığı vahyi ona anlatır. Adam demek ki 70 senedir beni yediren, içiren tanıyamamışım diyerek ve Mecusi olan bu kişi İbrahim (A.S) dinine girer.
 
            Bir gönül yıkmadan ahrete gidebilmek için gayret gösterelim. İnsanlara iyi davranmak, gönüllerini kazanmak suretiyle mahşere gitmek tek gayemiz olmalıdır.
 
            “Yunus – çalış, kazan ye, yedir. Bir gönül ele getir.
            Yüz Kâbe’den iyidir. Bir gönül ziyareti diyor.”
 
            Mü’minin kalbi her şeyden kıymetlidir.
 
            “Rasulü Ekrem’e bir kadını methettiler. Gündüzleri oruçlu, geceleri de daima ibadetle geçirdiğini söylediler. Ancak komşularıyla iyi geçinmez dediler.”
 
            Bunun üzerine Allah’ın Rasulü:
 
            “Onda hayır yoktur. O cehennem ehlindendir.”
 
            İşte bir insan ne kadar, ibadet ederse etsin bu kişinin vazifesi. Fakat komşularına kötü davranmakla kul hakkını çiğnemiş oluyor. Gönülleri kırıyor. Bu yüzden cehennemlik oluyor.
 
            Allah insana ne nimetler ihsan eylemiştir. İnsanlara güle yüzlü davranmak bile mükâfatlandırılıyor. Güler yüzlü davranmak, sadaka vermiş gibi, sevapla karşılık görüyoruz.
 
            Bir dostuma rastladığımda, verdiğin selamdan sorduğun hatırdan bile mükâfat alıyorsun.
 
            “İki mü’min karşılaşıp musafaha ettikleri zaman, aralarında, yetmiş mağfiret taksim edilir. Bunun altmış dokuzu güler yüzlü olana verilir.”
 
            Allah Rasulü herkese güler yüzlü idi.
            Ebu Vefaya sormuşlar. “Siz küçük, büyük demeden herkesle sofraya oturuyorsunuz. Ehli olsun, olmasın herkesle sohbet ediyorsunuz.”
 
“O da bu Allah’ın ve Rasulü’nün emri buyurdular.”
 
            Günahkârlarla arkadaşlıktan çekinilmemeli.
 
            Onlarla ilgiyi kesmek. Onlara sert davranmak çok hatalıdır. Bu onların daha çok günaha girmelerine sebep olur.
 
            Hz. Ali: “Öyle bir ömür geçirin ki düşmanlarınız dahi ölümünüze ağlasın.”
 
            Hep iyilerle oturmak hep iyilerle ilgilensek fazla bir şey kazanamayız. Bu sefer kötüle daha kötü olur.
 
            Peygamberimiz Uhud’da mübarek dişleri kırıldığı zaman Taifte ayakları kan revan içinde kaldığı halde müşriklere fena davranmamış onların aleyhine bile beddua etmemiştir.
 
            “Allah’ım kavmimi Ümmetimi bağışla. Onlar cahiller, bilmiyorlar.”
 
            Halife Cuma Namazına gider. (Halife Mem’nun)  Vaaz Hocası, çok sert ve şiddetli vaaz eder. Namaz sonrası. Ey Vaiz Hocam, ben Firavundan daha mı şerliyim… Vaiz hocası hayır. Sen Musa (A.S)’ dan daha mı büyüksün? Vaiz Hocası yine hayır der. O halde niye sert konuşuyorsun? Allah Musa (A.S) Firavuna gönderirken yumuşak söz söylemesini emretmedi mi? Vaiz hatasını anlar.
 
            O halde vaizlerimiz, bağırmakla, sert davranmakla bir şey kazanamazlar. Aksi halde, birçok şey kaybettirirler.
 
            Hatem büyük bilginlerden, aynı zamanda kundura tamircisidir. Kendisine Hatemül Esam diyorlardı. “SAĞIR=ESAM” aslında kendisi sağır değildi.
 
            Bir gün dükkânına bir kadın gelir. Ayakkabısını tamir ettirirken kadıncağız kazara yellenir. Çok utanır. Kadın kıpkırmızı kesilir. Utanır, Hatem kadının utandığını anlar.
            Kadına ayakkabılarını uzatır. Kadın O utangaçlığı içinde fiyatını sorar.     
 
            Hatem kadını bu durumdan kurtarmak için kadına, efendim der, kadın fiyatı sorar. Anlamadım. Biraz bağır ben duymuyorum.
 
            Kadın bu duruma çok sevinir.
 
            Hatem bu yüzden, o kadına sağır davranmış kadını mahcup etmemek için herkese sağır olduğunu kabul ettirerek “Esam” lakabını almıştır.
 
            İmam-ı Azamın Yahudi bir komşusu vardı. Bir gün İmam-ı Azam’ın kapısını çaldı.
            İndi baktı ki Yahudi olan komşusu kapıda, buyurunuz.
 
            “Bir sorum vardı buraya gelince unuttum.” İmam-ı Azam peki komşu hatırlayınca sor.
 
Yine gitti 5dakika sonra yine gelir. Tam 7 defa tekrar eder. 8. Tamam şimdi hatırladım soru şu: “Köpeğin tüğümü kıymetli mi? Yoksa sakalınız mı? Kıymetli.”
 
 Soruya bakın
 
            7 defa geldi gitti ve sorduğu soruya bakın.
 
            İmam-ı Azam gayet olgun cevap verir:
 
            Eğer sakal gösteriş için bırakılmışsa köpeğin tüyü daha kıymetlidir. Yok, sakal Allah Rasulü’nün sünneti olarak bırakılmışsa o zaman elbette ki sakalım kıymetlidir.
 
            Yahudi der ki, ben aslında unutmadım. Ancak sizin sabrınızı ölçmek için böyle yaptım. Gerçekten sizin bu güzel muameleniz beni etkiledi. Bende Müslüman olam der ve orada Müslüman oluverir.
Mehmet Emin YAĞMUR
Orduzu Kireç Ocağı Camii İmam-Hatibi
İlahiyatçı-İktisatçı
yagmurhoca@hotmail.com
05369696634
 
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.