Mısır ve Suriye de yaşanan vahşet ve katliamlarla Ortadoğu adeta kan gölüne dönmüş, olaylar içinden çıkılmaz bir hal almıştır.

Yaşanan son olaylar, başta ABD olmak üzere batılı ülkelerin Ortadoğu da demokrasi diye bir dertlerinin olmadığını tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi.

Mısırda darbecilerin vahşeti, Suriye de zalim diktatör Esad’ın kimyasal gaz kullanarak çoluk çocuk demeden binlerce masum insanı öldürmesi katliamdan ziyade bir kıyımdır.

Dünyanın her neresinde dini, ırkı, dili, mezhebi ve meşrebi ne olursa olsun, büyük küçük demeden günahsız sabi bebeleri katledenlere sessiz kalanlar kadar, bu vahşeti kınayıp üzüntülerini gözyaşları ile ifade etmeye çalışanların duyguları ile alay edenler de insanlık yoksunu ve vicdansızdırlar.

Bugün Ortadoğu’da pompalanan mezhepçilik, Müslümanı Müslümana kırdırma politikasıdır.

Gerçekler acı da olsa kabullenmek zorunda olduğumuz birlik ve beraberlik konusunda, Zaman Gazetesi yazarı sn. Hüseyin Gülerce’nin yazısında buyurduğu ifadeler de bir o kadar önemli ve anlamlıdır.

‘’Mısır’daki darbenin, katliamların anlattığı acı gerçeklerden biri, İslam coğrafyasının hal-i pür melali, acziyeti, perişanlığıdır. Mısır’daki darbecilere arka çıkan Suudi Arabistan’dan, Birleşik Arap Emirliği’nden, Ürdün’den, Kuveyt’ten tutun, tıpkı ABD gibi, AB gibi katliam karşısında sessiz kalan ve bir sürü bahane bulan bir İslam İşbirliği Teşkilatı var. Böyle bir coğrafyada bırakınız halifeliği, kültürel, ekonomik ve siyasi işbirliği bile bugün hayaldir. Sömürgeciler dün olduğu gibi bugün de böl-parçala-sömür siyaseti güdüyorlar. Sınırlarla oynuyorlar. Küresel terörün kaynağı göstererek, Müslümanları parça parça etmenin peşindeler. Kendi tedbirlerini yeterli bulmayıp, sonunda Müslümanları birbirine kırdırarak bu “tehlike”yi bertaraf etmeye karar verdiler. Şii-Sünni diye birbirine düşürülen Müslümanların bazıları Allahu Ekber diyerek kardeşlerini bombalıyor, kurşunluyor, intihar saldırıları düzenliyor. Böyle bir hengâmede, bu hilafet meselesini ortaya atan, kaşıyan kim diye sorulunca, dönüp süper güçlere bakmak daha isabetli olur. Bizi bir de buradan birbirimize düşürmenin hesabını yaptıklarını görmek çok mu zor?
Evet, Türk dünyasının her sahada karşılıklı güvene dayanan işbirliği, her alandaki dayanışması çok önemlidir. Evet, İslam coğrafyasının bir İslam dünyası olması, daha büyük bir işbirliği ve dayanışma çok önemlidir. Ama bu arzu, başkalarına bağımlı, muhtaç ve içeride bilim ve teknolojiden koparak geri kalmışlık ve tefrikalar varken mümkün olabilir mi? Önce, Müslümanlığı Müslüman gibi yaşamayı gaye edinseydik…’’

Kurtlar sofrasında çakalı aslan gösterenler;

Ortadoğu’da geçmişte ve bugün yaşanan olaylar sadece kendi devletleri ve de milletlerinin değil bütün dünyanın sorunu olduğu açık olarak görülmektedir. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra tek başına süper güç konumuna gelen ABD, Ortadoğu’da taşeronu İsrail ile birlikte Arap Baharı adı altında sözde demokrasi getirmeye çalışmaktadır.

Türkiye’nin büyümesi, Ortadoğu’da küresel lider konumunu hedeflemesinden, komşu ve batılı devletler rahatsızlık duymuşlardır. ABD, büyük Ortadoğu resminden demokrasi söylemiyle Arap liderlerini silerek Ortadoğu’yu kendi kalemiyle şekillendirip büyük petrol pastasını yutmayı hedeflemektedir. ABD özgürlük ve demokrasi adına girdiği bütün savaşları kaybetmiş, son Irak işgali bunun en açık örneğidir. Çekilmesine rağmen halen savaş devam etmekte olup halkına sorduğunuzda kimse Iraklıyım diyemiyor. Birinci dünya savaşı sonrası pastadan payını alamayan kendini ezik hisseden ABD, Suriye ve İran’ı da karıştırarak bölgede İsrail hakimiyetini kurup, genişletilmiş büyük Ortadoğu projesini hayata geçirmiş olacaktır.

Dünya ülkeleri kurtlar sofrasında çakalı aslan gösterip, mevcut rejimi ve Esad’ı ayakta tutmaya çalışan: Rusya, Çin ve İran, diğer tarafta ise böl parçala sömür politikası ile: ABD, İsrail ve Arap Birliği.

Rusya’nın beklentisi; Suriye ile askeri, ekonomik ve siyasi alanda büyük ticaret anlaşmaları olup büyük pazarın devamı, Suriye’yi liman görüp sıcak denizlere yelken açma projesi ve Rusya’nın, Irak işgali sırasında ABD ve batılı ülkeler karşısında kaybettiği güç ve itibarını yeniden inşa etme yoluna gitmesi; Çin’in beklentisi ise; Suriye ve İran’la büyük petrol ve enerji anlaşması yaparak bölgedeki etkinliğini artırmasıdır.

Arap Birliği, özellikle Suudi Arabistan bana dokunmayan yılan bin yaşasın politikası ile şimdilik ABD’nin sevgili kulları arasında, Türkiye’nin ise, konumu gereği uluslararası ve kendi ülkesi adına stratejik zor bir görev üstlendiğidir.

Türkiye neresinde!

Yukarıda belirttiğim gibi Suriye krizi Türkiye’den ziyade dünyanın krizi olarak algılanmalıdır. Türkiye özellikle komşu ülkelerle geliştirdiği dış politikada ağırlık verdiği millet politikasının yanında, devlet politikasına da önem vermelidir. Millet politikası kendi ülke sınırları içerisinde ve azınlık topluluklarında etkili bir politikadır.

Türkiye’nin özellikle burnumuzun dibinde gelişen olaylar karşısında ,Suriye konusunda, sessiz kalması düşünülemezdi. Ancak duygusal ve aceleci bir politika sergilemiştir.

Türkiye’nin hızla büyüyen bölgenin merkezine yerleşen lider güç olma gayreti, ülke içindeki geçmişin karanlık izlerini silme çabaları, başta ABD olmak üzere dış devletleri rahatsız etmiştir.

ABD özellikle tek başına iktidar olan AK Parti hükümetinin kontrolünden çıktığını düşünerek güçlü bir sol muhalefet arayışı içerisine girmiştir.

Önemli örneklerinden biri de yaşanan ‘’Gezi olayları” dır. Türkiye yakın tarihinin zor dönemlerinden birini yaşamaktadır.

Mail daniscoban@gmail.com
Twitter daniscoban

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.