ÖZEL HABER:
Tevrat ve İncil'e Göre Kurban mı? Kuran Işığında Kurban mı?
banner710
Önceki yazılarımda kısaca Kurbandan bahsetmiş ve özetle de “bu iş itikatla alakalı” demiştim. İtikat sahibi olmak içinde iman etmiş olmak gerektiğini belirttim. İslam inancı bir bütündür ve bu bütünden “beğendiğimi alırım, beğenmediğime inanmam” demek lüksüne sahip olmadığımızı söyledim. Allah insanları “Hür” olarak yaratmış ve dileyenin inanmak ve dileyenin de inanma-mak özgürlüğü olduğundan bahsetmiştim.
Allah’ı bir bilip, Muhammed’in onun kulu ve elçisi olduğuna şahadet edenler “İslam” dairesi içine girer. İslam dairesi içine giren “hür” bir insanın gerçek bir “mümin” olabilmesi için “iman” etmesi gerekir. İman eden bir mümin Allahın varlığına ve birliğine, Meleklerine, Kitaplarına ve Peygamberlerine inanmak, hayrın ve şerrin Allahtan geldiğine ve ahret gününe inanmakla iman etmiş olur. İnanıp iman etmiş bir mümin Kuranı bir bütün olarak kabul eder ve kayıtsız şartsız (sorgulamadan) itaat eder.
Peygamber, Rabbinden ne indirildiyse ona iman etti, müminler de... Hepsi, Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve "Peygamberleri arasında hiçbir ayırım yapmayız." diye Allah'ın bütün peygamberlerine inandılar ve: "(Mesajını) İşittik ve boyun eğdik, bağışlamanı dileriz, ey Rabbimiz! Dönüş sanadır!" dediler." (Bakara, 285)
Başka bir ayette de:
“"Biz, Allah'a, bize indirilene; İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a ve torunlarına indirilene; Musa'ya, İsa'ya ve (diğer) peygamberlere Rablerinden verilene inandık, iman getirdik. Onlardan hiçbiri arasında ayırım yapmayız ve biz, ancak O'na boyun eğen Müslümanlarız! Her kim İslam'dan başka bir din ararsa asla kabul edilmez ve o, ahrette hüsrana uğrayanlardan olur." (Al-i İmran, 84-85 buyrulmaktadır.
Yine Kuran-ı Kerimde mealen:
Ey iman edenler, Allah'a, peygamberine, peygamberine indirdiği kitaba, daha önce indirdiği kitap(lar)a da iman edin! Kim Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine ve ahret gününe inanmazsa, pek derin bir sapıklığa saplanıp gitmiştir. İman ettikten sonra kâfirliğe gidenleri, sonra yine iman edip tekrar kâfirliğe gidenleri, sonra da kâfirlikte ileri gidenleri Allah ne affedecek, ne de doğru bir yola çıkaracaktır." (Nisa, 136-137) Denerek iman esaslarına açıklık getirmektedir.
***
Yazımıza konu olan yazarımız yazısında Kurban konusunu işliyor ve İncil ve Tevrat’tan kaynaklarla da yazısına konu olan düşüncelerini destekliyor(du). Nefsanî duygu ve düşüncelerimizin dizginlenmesini de bir nevi kurban sayan yazarımız “Yunus Emre'nin, Taptuk Emre'nin kızı Bacım Sultan'ı terk etmesini; Bir kadına duyduğu derin sevginin Allah sevgisini perdeleyeceğini düşünen, Allah'ı bilme yolunda atacağı adımların sekteye uğrayacağı korkusu ile dünyevi aşkından feragat eden Yunus, nefsini Kurban etmiştir” diyor.
Devamında konuyu Mevlana’ya getiriyor ve “Hocası Mevlana'nın, 'bilme' yolunda engel olduğunu düşünen Şems, hocasından kopmuş, dünyevi Mevlâna sevgisini uhrevi Mevlâ sevgisine kurban etmiştir.” Demektedir. Hz. İsa’nın çarmıha gerilmesine vurgu yaparak İsa’nın kendisini inanlara bir nevi kurban ettiği noktasına geliyordu. İncil’deki mezkûr ayetleri,(Matta babında geçen ayetler) ve Tevrat’tan Levililer’de bahsi geçen ayetleri sıralıyordu.
Şimdi diyeceksiniz ki; ne var bunda, Kurban bir bakıma “nefsi kurban” etme manasına da gelir. Gelir gelmesine de ıstılahta başka ibadette başkadır. Kelimelerle kavramların arasında normal bir kurban tartışması olsa sözümüz olmazdı, lakin söz konusu ettiğimiz Kurban ibadeti. Kurban ibadeti İslami bir inanç biçimi ve bu ibadetin şekli ve esasları Kuran, Sünnet ve Fıkıh’ta yeterince açıklanmıştır ve açıktır.
Bir Müslüman’ın kaynağı Kuran’dır, neden başka kaynaklara (İncil ve Tevrat’a) bakma gereği duysun ki. Deseydi ki bakın, Kurban olayı başka dinlerde de var. Tevrat ve İncil’de böyle anlatılıyor, mistik dinlerde şöyle şöyledir. Buna bir sözümüz olmazdı ve benzer ritüeller her inançta varmış der geçerdik…
 
Yazarımızın yazısının altına yazdığım yorumda Kurban’ın dini bir vecibe olduğunu ve onlarca ayetle sabit olduğunu belirterek nihayetinde Kevser Suresinin “fesali li,rabbüke ve’n har (Rabbin için, namaz kıl, Kurban kes)” ayeti ile biz inanlara bir yükümlülük olduğunu belirttim.
Yazarımızın “tonlarca kan akıtıyorsunuz” dediği söz konusu yazının altına şöyle yazmıştım:
“…
Siz ister "İsevi" olursunuz, ister "Musevi" bu sizin inancınızdır ve biz sizin dininize karışma hakkını elimizde bulundurmuyoruz. Sizinde başkalarının inancını sorgulama hakkınız yok. Yukarıda da söyledim BU İŞ İNANÇ MESELESİ, SADECE İNANLARI BAĞLAR. İnanların da referansı Kuran ve Sünnettir. Hüküm Allah’ındır, lütfen yazdıklarınızı bir daha gözden geçirin ve "haddi" aşmayın...
Din tartışılmaz mı?
Tartışılır elbette, o dine vakıf olanlar tartışabilir. Dini tartışmak içinse o dine inanmak ve tartıştığınız din hakkında "fetva" verebilir düzeyde "âlim" olmanız gerekir. Felsefe bilebilirsiniz, tarihte biliyorsunuzdur bu size bizim inancımızı sorgulama hakkı vermez.
BİZ FETVA ALACAĞIMIZ ZAMAN KAYNAĞIMIZ BELLİDİR. TAHRİF EDİLMİŞ, İNCİL VE TEVRAT BİZ MÜMİNLERİN REFERANS KAYNAĞI OLAMAZ.
Kuranı anlamadan, İslam’ı bilmeden KALEMŞÖRLÜK yapmayın.
KAFİRUN SURESİ "SİZİ" VE BİZ İNANLARI BAKIN NE GÜZEL ANLATIYOR.
1.            De ki: "Ey Kâfirler!"     
2.            "Ben sizin kulluk ettiklerinize kulluk etmem."              
3.            "Siz de benim kulluk ettiğime kulluk edecek değilsiniz."        
4.            "Ben sizin kulluk ettiklerinize kulluk edecek değilim."             
5.            "Siz de benim kulluk ettiğime kulluk edecek değilsiniz."        
6.            “Sizin dininiz size, benim dinim de banadır.”
SON SÖZ, SİZİN DİNİNİZ SİZE, BİZİM DİNİMİZ BİZEDİR...”
Yazarımız hızını alamamış olmalı ki bir başka yazar arkadaşımıza “fetva” verir gibi şunları söylüyordu: “Zannımca, Allah'ı hoşnut eden en önemli davranış yine İncil'de yazan İsa'nın söylemidir.
İbranilere Mektup. Bölüm 10
5 Bunun için Mesih dünyaya gelirken şöyle diyor:
«Kurban ve sunu istemedin, ama benim için bir beden hazırladın.
6 Yakılmalık adaklardan ve günah için sunulan kurbanlardan hoşnut olmadın.
7 O zaman dedim ki,`Yasa kitabında benim için yazılmış olduğu gibi, senin isteğini yapmak üzere, ey Tanrım, işte geldim.'»”
Kardeşim, sen kendi meşrebine göre ibadet edebilirsin. Kuran’a inanmıyorsun madem bırak ne ve nasıl Kurban kesileceğine inanlar karar versin. Kendini “din âlimi” gibi gösterip “fetva” vermek senin ne haddine. Zannımca Allah’ı hoşnut edecek davranış İncil’de yazan İsa’nın söylemidir diyor. Kendin diyorsun işte, “zan”, öyle olduğunu sanıyorsun. Bende diyorum ki öngörüyle, zanla ibadet olmaz.
KAYNAĞIMIZ ORTAYKEN, SENİN FELSEVİ DÜŞÜNCENE Mİ KULAK VERELİM
Bir müminin başucu kaynağı Kuran ve Sünnettir. Her mümin kendi mezhebine göre ibadetinin şeklini tayin eder. Fıkıh kitaplarımız ve itibar edeceğimiz ulemalarımız ve hocalarımız hamdolsun ki yeterince var.
Sayın yazarımız İncil ve Tevrat’ı incelediği kadar Kuran’ı da inceleseydi aşağıdaki ayetleri görecekti şüphesiz.
BAKARA SÛRESİ
(196) Haccı da, umreyi de Allah için tamamlayın. Eğer (düşman, hastalık ve benzer sebeplerle) engellenmiş olursanız artık size kolay gelen kurbanı gönderin. Bu kurban, yerine varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizden her kim hastalanır veya başından rahatsız olur (da tıraş olmak zorunda kalır)sa fidye olarak ya oruç tutması, ya sadaka vermesi, ya da kurban kesmesi gerekir. Güvende olduğunuz zaman hacca kadar umreyle faydalanmak isteyen kimse, kolayına gelen kurbanı keser. Kurban bulamayan kimse üçü hacda, yedisi de döndüğünüz zaman (olmak üzere) tam on gün oruç tutar. Bu (durum), ailesi Mescid-i Haram civarında olmayanlar içindir. Allah'a karşı gelmekten sakının ve Allah'ın cezasının çetin olduğunu bilin.
HAC SÛRESİ
(36) Kurbanlık büyük baş hayvanları da sizin için Allah'ın dininin nişanelerinden kıldık. Sizin için onlarda hayır vardır. Onlar saf saf sıralanmış dururken (kurban edeceğinizde) üzerlerine Allah'ın adını anın. Yanları üzerlerine düşüp canları çıkınca onlardan siz de yiyin, istemeyen fakire de istemek zorunda kalan fakire de yedirin. Şükredesiniz diye onları böylece sizin hizmetinize verdik.               
 SÂFFÂT SÛRESİ
(107) Biz, (İbrahim'e) büyük bir kurbanlık vererek onu (İsmail'i) kurtardık.               
 FETİH SÛRESİ
(25) Onlar, inkâr edenler ve sizi Mescid-i Haram'ı ziyaretten ve (ibadet amacıyla) bekletilen kurbanlıkları yerlerine ulaşmaktan alıkoyanlardır. Eğer, oradaki henüz tanımadığınız inanmış erkeklerle, inanmış kadınları bilmeyerek ezmeniz ve böylece size bir eziyet gelecek olmasaydı, (Allah Mekke'ye girmenize izin verirdi). Allah, dilediğini rahmetine koymak için böyle yapmıştır. Eğer, inananlarla inkârcılar birbirinden ayrılmış olsalardı, onlardan inkâr edenleri elem dolu bir azaba uğratırdık.               
 KEVSER SÛRESİ
(2) O Halde, Rabbin için namaz kıl, kurban kes. 
HAC SÛRESİ
(28) Gelsinler ki, kendilerine ait bir takım menfaatlere şahit olsunlar ve Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği (kurbanlık) hayvanlar üzerine belli günlerde5 (onları kurban ederken) Allah'ın adını ansınlar. Artık onlardan siz de yiyin, yoksula fakire de yedirin.               
 HAC SÛRESİ
(33) Sizin için onlarda belli bir zamana kadar bir takım yararlar vardır. Sonra da kurbanlık olarak varacakları yer Beyt-i Atik (Kâbe)'dir.               
 HAC SÛRESİ
(34) Her ümmet için, Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine ismini ansınlar diye kurban kesmeyi meşru kıldık. İşte sizin ilahınız bir tek ilahtır. Şu halde yalnız ona teslim olun. Alçak gönüllüleri müjdele!  
MÂİDE SÛRESİ
(95) Ey iman edenler! İhramlı iken (karada) av hayvanı öldürmeyin. Kim (ihramlı iken) onu kasten öldürürse (kendisine) bir ceza vardır. (Bu ceza), Kâ'be'ye hediye olarak varmak üzere, öldürdüğünün dengi olup, içinizden iki âdil kimsenin takdir edeceği bir kurbanlık hayvan veya yoksulları yedirmek suretiyle keffaret; yahut onun dengi oruç tutmaktır. (Bu) yaptığı işin kötü sonucunu tatması içindir. Allah geçmiştekileri affetmiştir. Fakat kim bir daha böyle yaparsa, Allah ondan intikam alır. Allah mutlak güç sahibidir, intikam sahibidir...               
 MÂİDE SÛRESİ
(97) Allah; Ka'be'yi, o saygıdeğer evi, haram ayı hac kurbanını ve (bu kurbanlara takılı) gerdanlıkları insanlar(ın din ve dünyaları) için ayakta kalma (ve canlanma) sebebi kıldı. Bunlar, göklerde ve yerde ne varsa hepsini Allah'ın bildiğini ve Allah'ın (zaten) her şeyi hakkıyla bilmekte olduğunu bilmeniz içindir.         
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ
(183) Onlar, "Allah bize, ateşin yiyeceği bir kurban getirmedikçe hiçbir peygambere inanmamamızı emretti" dediler. De ki: "Benden önce size nice peygamberler açık belgeleri ve sizin dediğiniz şeyi getirdi. Eğer doğru söyleyenler iseniz, niçin onları öldürdünüz?"   
(DEVAM EDECEK)
(I.BÖLÜM SONU)
           
 MÂİDE SÛRESİ
(2) Ey iman edenler! Allah'ın (koyduğu din) nişanelerine, haram aya, hac kurbanına, (bu kurbanlıklara takılı) gerdanlıklara ve de Rab'lerinden bol nimet ve hoşnutluk isteyerek Kâ'be'ye gelenlere sakın saygısızlık etmeyin. İhramdan çıktığınızda (isterseniz) avlanın. Sizi Mescid-i Haram'dan alıkoydular diye bir takımlarına beslediğiniz kin, sakın ha sizi, haddi aşmaya sürüklemesin. İyilik ve takva (Allah'a karşı gelmekten sakınma) üzere yardımlaşın. Ama günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın. Allah'a karşı gelmekten sakının. Çünkü Allah'ın cezası çok şiddetlidir.               
 MÂİDE SÛRESİ
(27) (Ey Muhammed!) Onlara, Âdem’in iki oğlunun haberini gerçek olarak oku. Hani ikisi de birer kurban sunmuşlardı da, birinden kabul edilmiş, ötekinden kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen, "Andolsun seni mutlaka öldüreceğim" demişti. Öteki, "Allah ancak kendisine karşı gelmekten sakınanlardan kabul eder" demişti.”
Görüldüğü üzere başlıca ayetleri aldık. Hadisleri ve Mezhep imamlarımızın görüşlerini de yazmaya kalksak başlı başına bir kitap olur.
Hz. İbrahim ve Kurban bahsine ayrıca tefsirlerden bakarak daha geniş bir bilgi sahibi olunabilirdi. Yazarımız nasılsa Kurban hakkında “herkes bir şey yazıyor, bende yazayım bari” demiş olmalı…
***         
Yazarımız hızını alamıyor “kan akıtmanın” gereksizliği noktasına geliyor ve şunları söylüyor “Dinler tarihine bakıldığında, kurban son derece derin anlamlar içeren bir ritüel olarak önümüze çıkmaktadır. Kurbanın lekesiz seçilmesi dahi, anlamını derinleştirir. Mesele kan olsa, kanı akan her hayvan kurban olurdu öyle değil mi?
Eski Türklerde, Moğollarda insan kurban etmek vardı bilirsiniz. Seçilen insanların dahi özellikleri vardı. Sonrasında kurbanlar hayvana dönüştürüldü. Mesele çok daha derin… Anlaşılır mı? Anlamak uzun sürer. Ancak şunu söyleyebilirim. Kozmik bağlantılar için kan gerekmiyor artık.”. Şuna bakar mısınız, adamcağız kendi “sakat mantığına” kılıf bulmuş “kesin yargı” ortaya koyuyor. “Kan gerekmiyor artık”, diyerek kendisini sümme hâşâ Allah’ın yerine koyarak hüküm belirtiyor.
Yazarımıza mesajımda kendisinin “Yahudi” inancına sahip birisi olduğunu vurguladım. Kendisi bunu kabul etmemekle birlikte referansları aksini söylüyor. Yazarımız ayrıca Tevrat ve İncil’in tahrifine inanmayarak bu sefer Kuran’dan ayetlerle delil sunuyordu.
“…
Referans alabilseniz, tahrif edildiği fikrinden de vazgeçerdiniz herhalde. Çünkü eğer zahmet edip okumuş olsanız, Tevrat'ın Kur’anın kapsamlı bir eşi olduğunu görürdünüz. Hatta sırf Tevrat değil, Onların hikâyelerini içeren Talmud'dan da alıntılar görürdünüz.
Bakara suresi der ki:
"41.        Elinizdeki Tevrat'ı tasdik edici olarak indirdiğimize (Kur'an'a) iman edin. Onu inkâr edenlerin ilki olmayın. Ayetlerimi az bir karşılığa değişmeyin ve bana karşı gelmekten sakının." Dedikten sonra devam ediyor “Neymiş? 'Elinizdeki Tevrat...' Üstelik Yahudilere diyor ki, bak ben sizi tasdik ettim, siz de buna inanın…
Biri din âlimi mi dedi? O dedikleriniz kim ise, bu çelişkiyi açıklasın!
Başka ayetler ile açıklarsanız, 'ayetler nesh oldu' derseniz, o zaman başka şeylere gideriz! (Kur'an'ın iki kapak arasına alınması, Hz. Osman dönemi)” diyerek tartışmayı başka bir boyuta taşıyordu.
Bu konu çok kapsamlı bir cevap gerektirdiğinden kısa bir açıklama yerine 2006 yılı Köprü dergisinde İslam'ın Tevrat* ve İncil'e Bakışı konulu bir makaleyi (Atatürk Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi, Prof. Dr. Lütfullah CEBECİ ) olduğu gibi yazının altına mesaj olarak ekledim. Sizlerin de okumanızı tavsiye ederim.(Kutsal kitapların tahrifi ve Kuranda İncil ve Tevrat hakkında detaylı bir anlatım) OKUMAK İÇİN BURYA TIKLAYIN 
Kuranı Kerimde “Hiç şüphesiz, zikri (Kuran’ı) Biz indirdik Biz; onun koruyucuları da gerçekten Biziz.” (Hicr Suresi, 9) diyor. Dolayısıyla da Kuran tahrifi ve değiştirilmesi söz konusu olamaz.
“Kutsal kitabımız Kuran’ın en önemli özelliklerinden biri, günümüze kadar hiçbir değişikliğe uğramadan, Peygamberimiz (s.a.v.)’e vahyedildiği hali ile bizlere ulaşmış olmasıdır. Ayette Rabbimizin bu vaadi bizlere haber verilmektedir.
Kuran’dan önceki hak kitaplar korunamamışlar, bazı bölümleri insanlar tarafından ya değiştirilmiş ya da çıkarılmıştır. Peygamberimiz (s.a.v.) ise, kendisine her vahiy geldiğinde, vahyi Allah’ın yardımı ile ezberlemiş ve hemen güvendiği kişilere yazdırmıştır. Böylece Kuran yazılı olarak muhafaza edilmiştir. Hz. Ebu Bekir (r.a.) zamanında Kuran tek bir nüsha haline getirilmiş, Hz. Osman (r.a.) döneminde ise Kuran nüshaları çoğaltılarak, önemli İslam kentlerine gönderilmiştir.
Peygamberimiz (s.a.v.)’in vahiy aldığında, Kuran ayetlerini aklında tutmak için nasıl çaba gösterdiği ve buna karşılık Allah’ın O’na nasıl yardım edeceği ayetlerde şöyle bildirilir:
Onu (Kuran’ı, kavrayıp belletmek için) aceleye kapılıp dilini onunla hareket ettirip- durma. Şüphesiz, onu (kalbinde) toplamak ve onu (sana) okutmak Bize ait (bir iş)tir. Şu halde, Biz onu okuduğumuz zaman, sen de onun okunuşunu izle. Sonra muhakkak onu açıklamak Bize ait (bir iş)tir.” (Kıyamet Suresi, 16-19)
Ayetlerde de görüldüğü gibi, Peygamberimiz (sav)’in Kuran’ı aklında tutuşu, herhangi bir konunun ezberlenmesi gibi olmamış, Allah özel olarak Kuran ayetlerini Peygamberimiz (s.a.v.)’in hafızasına yerleştirmiştir. Bunun sonrasında ise, Peygamberimiz (s.a.v.), hafızasındaki ayetleri güvendiği kişilere yazdırmıştır. Ve 1400 yıldır, Allah’ın vaadine uygun olarak, Kuran’ın tek bir harfi bile değişmemiş ve Allah’ın vahyi günümüze kadar korunarak gelmiştir.
Kuran’ın Allah’ın vahyi olduğunun ve vahye insan eliyle hiçbir şeyin eklenmediğinin delillerinden bir tanesi ise, Kuran’da hiçbir çelişki bulunmamasıdır. Kuran, hem kendi içinde, hem de tarihi gelişmelerle ve bilimsel buluşlarla tam bir uyum içindedir. Kuran’ın bu özelliği o kadar kesin ve açıktır ki, Rabbimiz bir ayetinde şöyle buyurmuştur:
Onlar hâlâ Kuran’ı iyice düşünmüyorlar mı? Eğer o, Allah’tan başkasının Katından olsaydı, kuşkusuz içinde birçok aykırılıklar (çelişkiler, ihtilaflar) bulacaklardı.” (Nisa Suresi, 82)” (Kaynak: Bir ayet bir açıklama…)
***
Kendisini ısrarla ve inatla “din âlimi” gören bu zevat “Din mensubu dini tartışamaz! Bu mümkün müdür? Sadece yeni bir yorum getirmek isteyen hocaları dahi tefe koyup çalan antidemokratik zihniyet dini nasıl tartışsın? Dini ancak tarafsız olanlar tartışır, Onlara da tehdit gelir.” Diyerek tehdit edileceğini belirtiyor. Tehdit üzerinden “prim” yapmayı düşünüyorum deseydi daha doğru olurdu, neyse.
Bizim kendisine cevabımızı yazarımız bakın nasıl ve “neresinden” anlamış:
En çok neye üzülüyorum bilir misiniz?
Bu toprağın insanları Kürt-Türk-Ermeni-Rum-Laz diye henüz bölünmemişti.
İslam-Hıristiyan-Yahudi-Mecusi diye kamplara da ayrılmamıştı.
Bizler bilgiye ulaşmayı, hızlı seyahat etmeyi medeniyet bellemeden önce, bu coğrafyada medeniyet vardı.
Şairin dediği gibi, "eskiden essahtan boğa çıkardı" bu topraklardan. Artık küçük kalıplara bölünerek, uygulamayı inanç sanma-sayma aymazlığı içinde düşmanlıklar icat ettik.
Eskiden..kurban anlamlıydı. Kurban sözde ibadet değil, törendi.
Pişmanlıktı, şükrandı kurban. Sadece kurban değil, her öldürülen hayvan için teşekkür töreni yapardık. "Bizleri doyurmak için canını feda ettin, sana binlerce teşekkür ederim" derdik. Şimdi öyle mi peki? 7 kişi danaya giriyor ki, çok et yesinler. Dün televizyonda izledim. İnsanlar kasapları açtırmış, kıyma yaptırıyorlardı. Derin dondurucular, Allah ibadetlerini saklamak üzere fazla mesaiye başladılar.
Bunun adına ibadet diyenler de, ahkâm kesiyorlar. Öz'ün farkında değiller. Bir de küfür ediyorlar kurbanlı ağızları ile.
Şükürler olsun ki, insan eti lezzetli değil…” demişti.
Bende, İslami bir emri sorgulamak haddimiz değildir. Dinin buyruğu mantıkla, matematikle açıklanamaz diyerek aşağıda yazdıklarımı söylemiştim:
“Bir mümin imanının gereği olarak "dört kitaba" inanır. İnanmak zorundadır ayrıca, ayetlerden birine inanıyorum diğerine inanmıyorum keyfiyeti yoktur. Bu iman sahipleri için böyledir, inanmayanlar için lafımız yoktur, olamaz da. Kişilerin inanma ve inanma özgürlüğü vardır fakat:;inandım deyip mümin sınıfına girmişseniz o zaman Kuran’ın emir ve yasaklarını tartışamazsınız. Sebep sonuç ilişkisi içerinde dine bakamayız. Din "mantık" la açıklanmaz, felsefe ve sadece Numeroloji denilen sayı ilmiyle de açıklanmaz. Bir ayetin açıklaması için başka bir kaynağımız daha vardır ve o da Allah Resulünün söz ve davranışlar bütünü olan hadislerdir.
İslam dinini açıklamak için bizim neden "Tevrat ve İncil’e" ihtiyacımız olsun. 1500 yıldır yeterince "İslam âlimi" yetişmiş ve elimizde sahih hadisler var. Çeşitli mezhepler ve bu mezheplere ait görüşler var. Günümüzde Kuran’ın anlaşılmayan bir hususu yoktur ki...
Ben sadece dini mevzunun "konumuz dışı" olarak tartışılmasına karşıyım. Diyorsunuz ki "din mensubu dini tartışamaz" bu nasıl tartışma.
Bakınız, Kuran-ı kerim hâşâ bir mecmua kitabı değildir. Kuran hakkında söz söyleyebilecek insanların bir ilme vakıf olması, doçent ya da profesör olması Kuran’ı tartışabilir anlamına gelmez. Kuran-ı bilmek için Arapça bilmek lazım, yetmez sarf nahif (Arapça gramer) bilmesi gerekir. Daha başka Hadisleri bilmesi gerekir, hadislerin mesnetlerini ve râvileri’ni bilmesi gerekir. Tirmizî'yi, Kütüb-i Sitte’yi ve mezhep âlimlerinin görüşlerini bilmesi gerekir. Ve yine ayrıca zahmet edip hiç değilse yakın dönemden biraz gerilere gidip "Şeyhülislam"ların fetvalarına bakmalı. Mezhepleri tanımalı ve bihakkın görüşlerine aşina olmalı. Kuran’ı tanımak ve tartışmak için tek başına Türkçe Meal okumakla Kur'an hakkında ahkâm kesilmez...
Sizin felsefe ilmi yapmış olmanız Kuran-ı bir ilme vakıf olduğunuz anlamına gelmez. Bizim kendi içimizde de farklılıklar elbette var. Bir Zekeriya Beyaz, Yaşar Nuri Öztürk gibi dini bilgisi olduğu halde "sapkın" düşünce içinde olanlar vardır. Siz onların konuşmalarını ve yazdıklarını dikkate alarak tevil ediyorsanız o başka bir konu...
Yazlarımda en çok dikkat ettiğim husus "dini” konulardır. Hiç yazmak istemesem de bazen yazmak zorunda kalıyorum. Açıkcası bu durumlar beni rahatsız ediyor. Kendim bizzat İ.H.L kökenli olmama rağmen bu mevzulardan ısrarla kaçıyorum. Sebebini yukarıdaki yazılarımdan anlamışsınızdır. Bir kaç "dini kitap" ve mecmua okumakla "din âlimi" olduğunu sananlara "ifrit" oluyorum...
Başka bir bakış açısı getirdiğinize gelince: Ona bir lafımız olmadığını belirtelim. Bende bir yazımda çeşitli semavi dinlerde ve ilkel dinlerde "Kurban" olgusu olduğuna işaret ettim. Başka dinlerde kurbanın olması bizim anladığımız anlamada olduğu anlamına gelmez...
Gelelim "vahşet" boyutuna; İspanyolların "boğa güreşi" ve ya Danimarka'nın Faroe Adalarındaki Balina katliamları daha az mı vahşidir. Japonların ve İtalyanların Yunus balığı katliamları daha mı sevimli(!) Üstelik sizde biliyorsunuz ki bunu karnaval olarak yapıyorlar. Kurban olunca ilkellik Karnaval olunca medeniyet mi oluyor?
Meseleyi kişisel bir tartışma noktasına getirmemek için cevaplamayacağımı bilmenizi isterim.(ayrıca sizinde ne demek istediğimi anladığınızı umarım, bu mevzular sizi de, beni de aşan mevzular) diye cevaplamıştım.
Yazarımız ibadetlerin “inanç-itikat” boyutunu dikkate almadan “felsefi ve sofistik” boyuna takılı kalmış. Felsefe yapıyorsunuz, Kuran felsefe ile açıklanamaz. Bunun kıstasları bellidir mealindeki yaklaşımlarıma ve “din’i tartışma” noktasında şunları belirtmişti:
Öncelikle belirtmek isterim, felsefe eğitimi almadım. Uzmanlık derseniz, dinler konusunda fena değilim, iddialı da değilim. Bunu açıklarken dostlarıma, vücudumun bir bölümü farklı gelişti ve bu da feet görünüşümü engelliyor derim:)
Sizden farklı olarak, Kur'an ile birlikte Tevrat ve İncil'i okudum. Bu dallarda eğitim aldım. Tabii bunları tamamen özel merakımdan Tanrıyı bilmek amacı ile yaptım. Tek başına bir inancın cemaati olmak yetmedi; Uzak doğu dinlerini okudum. Felsefe kitaplarına daldım.
Sonunda öğrendiğim şu: bir güç, farklı isimler ve dillerde bizlere sesleniyor ve nedendir bilinmez bizi ruhsal olarak geliştirmeye çalışıyor. Her dinin Kâmil olanı, o güç için yeterli aslında. Bu nedenle 'benim dinim senin dinini döver' yaklaşımı ile konuya girmek bana gülünç geliyor. İman dünyasına din olarak değil de ruhsal anlamında yaklaşımda bulunanların, nasıl güzel imzaları var hepimiz görüyoruz.
Martin Luther (kendisini tasvip etmem) batının gelişimine büyük katkıları oldu.
Mevlana, Şems, Yunus, Hacı Bektaş, Hallac'ı Mansur gibi şahsiyetlerin katkılarını unutmamak gerekir.
Düşüncemi açıklayınca sanırım meramım daha iyi anlaşılır.
Balina katliamları son derece vahşidir. İspanya'daki kepazeliğe karşı çıkanlar nedeniyle boğa güreşleri yasaklanma aşamasına geldi. Bunlara dikkat çekenler hayvan hakları savunucuları.
Mesela bendeniz, İspanyadaki güreşlere dikkat çeksem ve hayvanları katlediyorsunuz desem sizden destek alırım. Ancak konu din olunca, hatta itiraf etmeliyim, Tevrat'daki bir ritüeli gözünüzden kaçırarak yazdım. İşi küfre ve tehdide kadar vardırıp utandınız.
Evet din gereğidir; ancak çağın gereklerine uygun bir çözüm için çalışmak yerine işin kolayına kaçmak din âlimlerinin daha çok işine geliyor.
Kurban Bayramı, Bayram olarak tabii ki kutlanabilir. Ancak herkesin bir kurban alıp kesmesini vacip olarak kabul etsek dahi farz kadar önemseriz. Halbuki farz olan, Hac Suresinde de belirtildiği gibi, Hac'da kesilen kurbandır.
Tabii bu Türkiye'ye mahsus bir konu değildir; üstelik oldukça çetrefillidir de.
Bir çözüm için girişimde bulunan kişinin 'sapkın' olarak nitelenmesi mümkündür.
Çözüm, İslam'da bir Luther'in çıkmasıdır. Çıkar mı?....
Ortadoğu'nun ve Türkiye'nin düşünce yapısına bakılınca böylesine bir girişimin demokratik ve laik bir sistemden çıkabileceği görülmektedir.
Türkiye'de başarılabilir mi? Bana göre hayır!
Maalesef bu ülkenin bir insanı olarak nacizâne düşüncemi belirteyim. Türkiye'de tartışma kültürü yok. Tartışmalar, kişiselleşiyor. Üstelik önyargı ile yazılar okunuyor ve bilgisiz olanlar daha da tehlikeli. Sizden bahsetmiyorum, alınmayın lütfen.” Diye cevap vermişti.
Arkadaşımız işine geldiği noktadan işine geldiği yerleri alıyor ve “çağın gereklerine uygun bir çözüm için çalışmak yerine işin kolayına kaçmak “ sonucuna ulaşıyordu. Demek ki hazretlerin(!) düşüncesine göre bizim kurban inancımız “çağdışıdır”,ilkeldir, çağın gereğine uymuyor. N’apalım oturup hâşâ yeni bir din mi getirelim. Sizi memnun etmek adına “Kuran’da belirtileni bir kenara koyup, İncil’de yazıldığı gibi mi inanalım”. Hz. İsa bizim için kendini kurban etti, bizimde Kurban yükümlülüğümüz kalmadı, bu mu?
Arkadaş bakış açımızı değiştirmemizi öğütlüyor,” İman dünyasına din olarak değil de ruhsal anlamında yaklaşımda bulunanların, nasıl güzel imzaları var” diyerek bizim dini bir vecibeyi yerine getirirken dini açıdan bakmamamız gerektiğini söylüyor. Oysa bizim kitabımız ne diyor:
Her kim İslam'dan başka bir din ararsa asla kabul edilmez ve o, ahrette gerçek zarar uğrayanlardan olur. Kendilerine açık deliller gelmiş ve peygamberin hak olduğuna şahitlik etmişken, inananların arkasından nankörlük edip inkâra sapan bir milleti, Allah nasıl başarılı kılar! Oysa Allah, zulmedenler topluluğunu başarılı kılmaz. İşte onların cezaları; Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların lanetinin üzerlerinde olmasıdır. Sonsuza kadar o lanetin içindedirler, azapları hafifletilmez ve kendilerine mühlet verilmez." (Al-i İmran, 85-88)
İslâm'a çağırıldığı halde Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalim kim olabilir! Allah, zalimler topluluğunu doğru yola erdirmez.” (Saff suresi 7)
Allah'a karşı yalan uyduran, kendisine gelen gerçeği (Kur'an'ı) yalan sayandan daha zalim kimdir?” (Zümer suresi 32)
Kendi “zannını” Allahın sözüymüş gibi anlatanlar için bakın Kuran ne diyor:
Artık elleriyle (emaniye bilgiler içeren) kitabı yazanların vay haline! Sonra da onu (bu yazdıklarını) az bir bedel karşılığında satmak için: “Bu Allah'ın indindendir.” derler. İşte onlara yazıklar olsun, elleriyle yazdıkları şeylerden dolayı ve yazıklar olsun onlara, kazandıkları şeyler sebebiyle.” (Bakara 79)
“Bana öyle geliyor ki” demek, bir kuruntudur, varsayımdır ve ya vesvesedir. Bu konuda da Kuran:
Eğer sana şeytandan yana bir kışkırtma (vesvese veya iğva) gelirse, hemen Allah’a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir. (Allah’tan) Sakınanlara şeytandan bir vesvese eriştiğinde (önce) iyice düşünürler (Allah’ı zikredip-anarlar), sonra hemen bakarsın ki görüp bilmişlerdir. (Şeytan’ın) Kardeşleri ise, onları sapıklığa sürüklerler, sonra peşlerini bırakmazlar.” (Araf Suresi, 201-202)
Sevgili (!) yazarımız, görüldüğü gibi Kuranda, vesvese insanı “sapıklığa” sürer diyor. Elimizde meşru kaynağımız varken başka kaynak arayanlar içinse “Onlar hala cahiliye hükmünü mü arıyorlar? Kesin bilgiyle inanan bir topluluk için hükmü, Allah’tan daha güzel olan kimdir?” (Maide Suresi, 50) hükmünü görmemiz gerekir. Sabit fikirle hükmünde ısrarcı olanlar için : “Şimdi onlar bu söze (Kur’an’a) inanmayacak olurlarsa sen, onların peşi sıra esef ederek kendini kahredeceksin (öyle mi)? (Kehf Suresi, 6) diyor. Bu ayette Allah elçisinin tebliğini dikkate almayanlara sesleniyor. İyiliği emretme ve kötülüğü sakındırmayı şiar eden bir dinin hükmü dışına çıkan kimse için kendini boşuna kahretme vurgusu yapılıyor.
Bir mümin Allahın emir ve yasaklarına uymakla mükelleftir. Allahın emir ve yasakları Kuranı Kerimde açıkça anlatılmıştır. Kuranı anlamamız için de rehberimiz Peygamber (S.A.V)’dir. Onun dışında bir kaynağa ihtiyacımız yoktur.
Binasının temelini, Allah korkusu ve hoşnutluğu üzerine kuran kimse mi hayırlıdır, yoksa binasının temelini göçecek bir yarın kenarına kurup onunla birlikte kendisi de cehennem ateşi içine yuvarlanan kimse mi? Allah, zulmeden bir topluluğa hidayet vermez. (Tevbe Suresi, 109)
Sözün özü bizim kaynağımız bellidir,” Her kim İslam'dan başka bir din ararsa asla kabul edilmez ve o, ahirette gerçek zarar uğrayanlardan olur. Kendilerine açık deliller gelmiş ve peygamberin hak olduğuna şahitlik etmişken, inananların arkasından nankörlük edip inkara sapan bir milleti, Allah nasıl başarılı kılar! Oysa Allah, zulmedenler topluluğunu başarılı kılmaz. İşte onların cezaları; Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların lanetinin üzerlerinde olmasıdır. Sonsuza kadar o lanetin içindedirler, azapları hafifletilmez ve kendilerine mühlet verilmez." (Al-i İmran, 85-88)
Sayın yazarımızın “Kuranın tahrif edildiği” söylemine yukarıda ayetlerden örneklerle açıklık getirdik. Yazarımız “kabala” (Masonik bir hareket, daha çok büyü ilmiyle ilgilenen eski mısır öğretilerinin Yahudiliğe sirayet eden biçimi),öğretisine referans gösteriyor arkasından başka bir mecraya kayıp “madem Kuran diğer dinlerin devamı ve onu tamamlıyor o halde Mormon ve Moon tarikatlarının kutsal kitaplarını nereye koyacağız” diyerek “zırvaya” tevil getirmeye çalışıyordu.
(Sonraki bölümde Kabala ve Moon tarikatı ile Bahailik akımı hakkında kısaca değineceğim)

NOT: Haber sitemizde Haber Kaynağı belirtilmeyen haberler İhls Haber Ajansı (İHA)'ya aittir. Haber sitemiz daha Önce İHA Abonesiydi. Kaynağı belirtilmeyen bu tür Haberleri alıp kullananlar bunun yasal sorumluluklarını kabul etmiş sayılırlar. Ayrıca, Yorum kısmına kredi reklamı, organ kaçaklığını teşvik edici yorum yapanların IP'leri savcılığa verilecektir.

Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner716

banner711

Başkan Gürkan'dan Yerel Medyaya İftar Yemeği
Battalgazi Belediye Başkanı Selahattin Gürkan, Battalgazi Kervansarayda Yerel Medya çalışanlarına iftar...

Haberi Oku