Mehmet Emin YAĞMUR

Mehmet Emin YAĞMUR

Şehitlerimizin Ardından

Halkın güvenlik güçlerine silah sıkanlar, sadece geçimini temin için ya da vatani görevlerini ifa eden memleketinden uzak bir mekânda ülkesinin huzurunu korumakla görevli güvenlik görevlilerimize silah sıkanlar neye hizmet ediyorlar. Acaba bu masumlar şahadet şerbeti ile yüksek makamlara ulaşırlarken, bu masumların şahadeti akabinde kendileri o hainler acaba hangi mevki makama indiklerinin acaba farkındalar mı? Uyuşturucudan haplardan medet umanlar acaba bu milletimizin hakkını hukukunu nasıl ödeyecekler? Kandan gözyaşından bir yere gelenler ya da gelme gayreti içinde olanlar acaba bundan sonraki yaşamlarında nasıl mutlu olacaklar? Rabbimizin o yüce mahkemesinde nasıl bir savunma yapacaklar? Nasıl bir hesap verecekler?

Allah aşkına insan Rabbin verdiği bir canı nasıl ortadan kaldırır, bu cana kurşun sıkanlar bunların gerisinde kalan anaların, babaların, eşlerin o yetim kalan yavruların, kardeşlerinin, bacılarının….Evet bütün akrabayı taallukatları ile bizim yani milletin selametine hizmet eden güvenlik güçlerimizin yani milletin evlatlarının sahibi olan bu asil milletin ikide bir gözyaşını akıtanlar iyi bilsinler ki Yüce Allah size bunu hem bu dünyada hem de Ahirette elbette soracak. Hiç unutulmamalıdır ki hiçbir şey yapanın yanına kalmayacaktır.Kalmamıştır da.

Ben bu yazımda iki konuya değineceğim: Biri malum şehitlik makamı hakkında diğeri adam öldürmenin vebali üzere olacak, ben şunun da altını çizerek yazıma geçmek istiyorum. Adam öldürme Arapların cahiliye devri âdeti olarak hatırlanacak bir olgu olarak hatırlamalıyız. Günümüz insanı ilmi seviyesi, kültürel birikimi , düşünsel biçemi ile maalesef yazılanlar ile yapılanlar arasında büyük uçurum olduğunun göstergesidir. Bir şeylerin beşiği tabirlerinin arkasına sığınanlar acaba kuzu postuna bürünmüş kurtları mı canlandırıyorlar? Yorum siz değerli okuyucularımın olsun.

Ben bir hikâyeyle konuma geçiş yapmak isterim. Vaktaki bir kurt bir ağacın arkasına gizlenmiş iki tane inatçı koçun bir birileriyle kavgalarını bir birleriyle vuruşmalarını izlerken biryandan da sevinçten dört köşe olarak; vuruşun vuruşun birazdan her ikiniz de yorulun ki, her ikinizi de birlikte yiyem. Gerçekten bir müddet sonra güçleri tükenen koçlar biri bir yana diğeri bir yana düşer, yerlerinden kalkamaz olurlar. Galibi olmayan bu kavgada saklandığı ağacın arkasından sahneye kurt çıkar her ikisini de yer ve bu kavganın galibi oluverir. Acaba bizi birileri bahsedilen sahneye davet mi ediyor? Ey bu ülkenin sahipleri; doğusuyla, batısıyla, kuzeyiyle, güneyiyle gelin ülkemize sahip çıkalım. Ey medyanın öncül kişileri gelin hak ve hakikati yazın bu milletin önünü açın.Anlatın, yazın, çizin. Boş ve polemiklere açık, kısır döngülerden uzak yazılarla vatandaşınıza bir vizyon kazandırın.

Şimdi asıl konumuza geçelim.

Şehit" kendisine şahitlik edilen anlamında şahittir. Bunun yanında ölüm anında yanında melekler hazır ve şahit oldukları veya Allah tarafından cennete girme ile lehine şahitlik yapıldığı ya da ölmeyip diri olduğuna şahitlik yapıldığı için şehit adı verilmiş oluyor. Ayrıca Hz. Peygamber'in, "Ben onların Allah yolunda canlarını verdiklerine şahit ve şefaatçiyim" (Buharı,Cenaiz, 75, Meğazî, 26)buyurdukları için de onlara bu ad verilmiştir.

Peygamberimiz (sas) bir peygamber olmasına rağmen Allah yolunda şehit olmayı çok istemiş ve bir hadis-i şeriflerinde "Ümmetime meşakkat vermek istemeseydim hiçbir seriyyenin ardında kalmazdım. Ne kadar arzu ederdim, Allah yolunda öldürüleyim sonra diriltileyim, sonra tekrar öldürüleyim, tekrar diriltileyim, tekrar öldürüleyim.."(Müslim, İmâre, 28; Buhârî, Îmân, 26) buyurmuşlardır.

Düşmanla yapılan savaşta ölmesine ve dünyada hakkında kâmil şehit hükümleri uygulanmasına rağmen, gerçekte şehit olmayan ve şehitlik sevabından yararlanmayacak olan kişiye dünya şehidi denir. Savaştan kaçarken öldürülen, ganimet malından zimmetine mal geçiren, niyeti Allah rızası olmayıp gösteriş ve öç almak için savaşan veya ırkçılık duyguları içinde olan ya da dünyalık bir menfaat elde etmek için savaşan kişiler bu gruba girerler.

Ahiret şehidi dünyada, şehit olmayan ölülere yapılan işlemlere tabidir. Yani yıkanır, kefenlenir ve cenaze namazı kılınır. Bu konuda ihtilaf bulunmamaktadır. Ahirette ise, şehit sevabı alacak ve şehit muamelesi görecektir. Hz. Peygamber değişik vesilelerle ümmetinden kimlerin şehit olduklarına işaret etmiştir.

Diğer taraftan, daha çok sevdiği kişileri daha büyük belalarla imtihan etmek, Allah'ın yeryüzündeki adetlerinden biri gibidir. Bunun en güzel örneği ise, her birisi dert ve ızdırapların değişik bir çeşidine maruz kalan peygamberlerdir. Ayağına bir diken batması dâhil, müminin başına gelen her sıkıntının, ağırlığı ölçüsünde, günahlarına kefaret olduğunu belirten Hz. Peygamber, kendi döneminde bilinen bazı ağır ve bulaşıcı hastalıkların adını vererek, bunların günahlara kefaret olmasının ötesinde şehitlik nedeni olduğuna işaret etmiştir.

O gün bilinmemekle birlikte benzeri özellikler taşıyan hastalıkların bunlara kıyas edilmesinin, dinî açıdan bir mahzur doğurmayacağı kanaatindeyiz. Ayrıca tabii afetler, kazalar, kadınlara has bazı durumlar, hakların korunması, sosyal etkinlik ve yardımlaşmalar ve bazı dinî pratiklere devamı da şehitlik nedeni olarak saymıştır. Bunun dışında halis niyetle şehitliği isteyenlerin yataklarında ölseler bile şehit sayılacaklarını Efendimiz (sas) hadislerinde şu şekilde buyurmuştur: "İçten (ihlâsla) şehitlik isteyen, yatağında bile ölse şehit sevabı alır."

Şehitlik makamı İslam'ın sınırlarını çizdiği kutsal bir makam ve mertebedir. Şehitlik öyle bir mertebedir ki tarihimiz boyunca peygamberler ve âlimler bu mertebeye ulaşmak için Allah'a içten samimi olarak yalvarıp yakarmışlardır. Fakat bugün bu kavramın "demokrasi şehidi, futbol şehidi" gibi kavramlarla içinin boşaltıldığını görmekteyiz. Şunu bilmeliyiz ki insanların şehit demesiyle şehit olunmaz. İnsanlar her ne kadar şehit deseler de kimin şehit olduğu Allah katında yazılıdır ve mahşer gününde bu açık-seçik belli olacaktır.

Dinimize göre insanın hayatı muteberdir. Bu mümtaz varlığın hayatı her türlü tecavüzden korunmuştur. Dinimiz İslâm, İslâm hayatını her türlü tecavüzden korumuş, cana kıymayı, kan davası gütmeyi kesinlikle yasaklamıştır. İnsan hayatı, ilahi bir emanet olduğundan, bu mukaddes emaneti ancak onu bize bahşeden Rabbimiz alır. Kişinin ne kendisi ve nede bir başkası bu emanete dokunamaz.

Kur’an-ı Kerim'de Rabbimiz mealen şöyle buyrulmaktadır: "Kim bir insanı, bir kimseye veya yeryüzünde çıkardığı bir fesata karşılık olmadan öldürürse o kimse, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir insanı diriltirse (onun hayatını kurtarırsa) o kimse de bütün insanlara hayat vermiş gibi olur."(Maide Süresi -32)Diğer bir ayet-i kerimde Rabbimiz:" Haklı bir sebep bulanmadıkça Allah’ın haram kıldığı cana kıymayınız."( Isra Suresi -33)

Adam öldürme, korkunç bir cinayet ve en büyük günahtır. Bir Müslüman’ın bir Müslüman’ı öldürmesini bırakın en küçük bir zarar vermesi dahi yasaklanmıştır. Dinimiz İslâm, fitneye sebep olacak durum, tutum ve davranışlardan sakınmamızı şiddetle istemektedir. Zira Allah Resulü; "Herhangi biriniz, kardeşine silahla işaret etmesin. Zira bilinmez belki şeytan onu elinden çıkarır ve insan ateşten bir çukura düşmüş olur.”(Buharı,Müslim,Taç.C.5 6-Nisa Suresi-2buyurmaktadır. Diğer bir hadis-i şerifte de: “İki Müslüman kılıçları ile birbirlerine yönelirler ( ve biri ölürse ) her ikisi de ateştedir "Denildi ki; Ya Rasulullaha öldüren öyle, ya öldürülenin suçu ne ki ateşe gidiyor? Allah Resulü (s.a.v): “Şüphesiz o da, diğerini öldürmek istemiştir.” (Buharı, Müslim,Tac.C,5)buyurmuşlardır.

Şirkten sonra en büyük cürüm adam öldürmektir. Masum insanların canına kıyma cürümü. Fert ve toplum açısından korkunç bir davranıştır. Yeryüzünde günahsız olarak ilk insan kanını akıtan Kabil'dir. Hz. Âdem’in oğlu Kabil, kardeşi Habil’i öldürmüştü. Nitekim Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v) Efendimiz, "Herhangi bir kimseyi kasten öldürülürse onun kanından bir hisse, Hz. Âdem (a.s)'in oğlu Kabil'e ayrılır. Çünkü o, adam öldürme çığırını açanların ilkiydi." (R.Salihin Ter.c.3 sh.174) buyurarak suçlar çığır açan ve açmaya devam edenlerin hepsi mesul tutmaktadır.

Mü'minleri kardeş yapan dinimiz İslâm’a göre insanın en tabi hakkı, yaşama hakkıdır. Bu Hakka saygılı olmak lazımdır. Bu hakka saygılı olmayanlar İslâm’ın yasakladığı en büyük günahı işlemiş olurlar.

M. Emin YAĞMUR
İLAHIYATÇI-İKTİSATÇI
AKEDEMİSYEN

Önceki ve Sonraki Yazılar
Mehmet Emin YAĞMUR Arşivi